Ülkemizde tarih dergisi çıkarmak gerçekten cesaret işidir. NTV Tarih , Atlas Tarih, Toplumsal Tarih ve Yedikıta ‘dan sonra (yılda 2 kez çıkan Tarih ve Toplum’u da unutmayalım) bir dergi daha gazete bayilerinde ve D&R, NT gibi kitapçılarda okuyucuyla buluştu. Mustafa Armağan yönetimindeki Derin Tarih dergisi Prof. Dr. Halil İnalcık, Semavi Eyice, Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu, Prof. Dr. İsmail Kara, Prof. Dr. Norman Stone, Caroline Finkel gibi yerli ve yabancı ünlü tarihçilerden oluşan kadrosuyla dikkat çekiyor. Bu arada derginin ilk sayısında 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası çıkarmaları ile ilgili “Çanakkale’nin Kıyamet Günü” başlıklı yazımda yer alıyor. İlk sayısını incelediğimde en çok Prof. Dr. Şükrü Hanioğlu’nun Kâzım Karabekir’i Nasıl Tarihselleştirelim ? ” makalesiyle Zümrüt Sönmez’in İstanbulumuzun siluetinin değişmesini konu aldığı yazısını çok beğendim. Derin Tarih dergisini , tarihi farklı bir gözle değerlendirmek isteyen herkese tavsiye ediyorum. (T.Y)
Güneydeki Anzaklar (M. Onur YURDAL)
Gelibolu Yarımadası gezilirken Anzakların adını ancak Kuzey bölgesini (Conkbayırı-Anafartalar hattı) gezdiklerinde -çoğu kez- ilk defa ve çok fazla işitirler… Bölge aslında Anzaklarla öyle özdeşleşmiştir ki kimi haritalarda, inceleme yazılarında Kuzey bölgesi Anzak Sektörü/Anzak Hattı/Anzak Platformu gibi adlarla ifade edilmiştir. Bunun esas sebebi kuzey bölgedesinde etkin ve çoğul müttefik kuvvetinin, İngiliz General Birdwood komutasındaki Anzak kolordusu olmasından ve ayrıca Anzakların da başka bölgelerde hemen hemen hiç savaşmamalarından kaynaklanmıştır.
25 Nisan’da Gelibolu koylarına kara çıkarması gerçekleştiren müttefik kuvvetleri Mayıs ayına gelinmiş olmasına rağmen, çıkarma hazırlıkları esnasında kuzey ve güneyde ilk gün ulaşılacağını umdukları hedef noktalarına ne kuzeydeki Anzaklar ne de Seddülbahir’deki İngiliz ve Fransızlar henüz ulaşamamışlardı.
Çanakkale’yi Anlamak ( Seyit Ahmet Sılay ) Çanakkale Anmalarının Düzeyi Her Yıl Daha da Düşüyor! (Tuncay Yılmazer)
Millet olarak en büyük zaaflarımızdan biri, önümüze gelen konuları araştırmadan ve üzerinde en ufak bir tetkike dahi ihtiyaç hissetmeden peşinen doğru ya da yanlış olarak kabul etmemiz.
Dünya görüşümüzü tahkim edecek malûmatları peşin olarak doğru kabul ederken dünya görüşümüz üzerinde istifhamlara neden olabilecekleri peşin olarak yanlış kabul etme zaafımız maalesef çoğu zaman dünyayı ve yaşanılanları gerçekler üzerinden değil de kurgular üzerinden algılamamıza neden oluyor. (S.A.S)
Seyit Ahmet Sılay’ın yazısı kadar şu dönemde duygularıma tercüman olan bir yazı yoktur herhalde. Ne yazık ki Çanakkale Zaferi’nin 100.yılı yaklaşırken anma ve kutlama törenlerinin düzeyi giderek daha da düşüyor! . Muhafazakar bir belediyemizin hazırlattığı Çanakkale Çadırı’nda askeri ve mülki erkanın seyrettiği temsili canlandırmada Seyit Onbaşı tahta mermiyi , geniş su borusundan yapılmış, derme çatma tahta tekerlekli küçücük bir topa koymaya uğraşıyor! Yine başka bir çağdaş gazetemiz ise Çanakkale Savaşı’nda askerlerin sözde yemek listesini arka sayfada haber olarak veriyor. Çorba ve üzüm hoşafı! Sizi bilmiyorum ama bu tip hikayelerden, derme çatma komik imitasyonlardan sıkılmaya başladım. Birinci Dünya Savaşı’nın kaderini değiştiren en önemli olaylardan birisi bu şekilde mi anılmalı? Biraz daha ciddiyet lütfen! (T.Y)
Konferans Duyurusu
Bayrampaşa Belediyesi’nin düzenlediği kültür etkinlikleri kapsamındaki “Çanakkale Savaşı” konulu konferansıma tüm Gelibolu’yu Anlamak dostlarını davet ediyorum. Yücel Çakmaklı Kültür Merkezi’nde 23 Mart 2012 Cuma saat:14.00’te görüşmek ümidiyle… (Adres: Yenidoğan Mah. Kaymakamlık Binası Altı Tel: 0 212 612 32 81 ) (T.Y)
Duyuru…Çanakkale Savaşı nın konuşulacağı Nisyan a Veda programı 20 Mart 2012 saat 22.30 da TRT OKUL Kanalında (Tuncay Yılmazer)
Prof. Dr. Haluk Oral’ın sunduğu “Nisyan’a Veda” programının önümüzdeki haftaki konusu “Çanakkale Savaşı”. Çekimleri Fatih’teki “Sultan Sarnıcı’nın etkileyici tarihi ortamında gerçekleştirilen programa Araştırmacı Gürsel Akıngüç ile birlikte konuk olarak katıldık. Belirlenen zaman içerisinde Çanakkale’yi tam anlamıyla konuşamasakta güzel bir program olduğu kanaatindeyim. Tüm Gelibolu’yu Anlamak okurlarını 20 Mart 2012 Salı günü saat 22.30’da TRT Okul kanalını izlemeye davet ediyorum. Programın tekrarı ise yine aynı kanalda, 25 Mart 2012 Pazar, saat 20’de. (T.Y)
Geliboluyu Anlamak’tan Kamuoyuna Duyuru
10 Mart 2012 Cumartesi Günü saat 14.00 – 16.00 arasında Fatih İnkılâb Kitabevi’nde, okur söyleşisinde Çanakkale Savaşı’nı ve günümüze yansımalarını konuşacağız. Tüm Gelibolu’yu Anlamak okurlarını bekliyorum. (T.Y.) SON NOT: 10 Mart 2012 günü gerçekleştirilen söyleşi ile ilgili fotoğraflar siteye koyulmuştur.
Mehmet Vehip Paşa’nın Adını Hiç Duymuş muydunuz? ( İsmet Berkan)
Ben duymamıştım. Ya da belki duydum ama aklımda hiç yer etmedi, binlerce onbinlerce diğer Osmanlı paşasının adını duyduk da ne oldu, onlar içinde aklımızda kalanları beş-on taneyi geçmez. Peki kim bu Mehmet Vehip Paşa? 1877’de Yanya’da doğmuş. Ailesi daha önce Taşkent’ten gelip Yanya’ya yerleşmiş. Babası Yanya Belediye Başkanı. Ağabeyi Esat gibi o da asker olmayı seçiyor, askeri eğitim alıyor. 1897’de bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin babası konumundaki Mühendishanei Berri Hümayun’u topçu-istihkamcı sınıfında bitiriyor………1. Dünya Savaşı başladıktan sonra ağabey kardeşi, Esat Paşa ve Vehip Paşa’yı Çanakkale savunmasında görüyoruz. Aslında Mustafa Kemal’le birlikte Esat ve Vehip Paşaları da ‘Çanakkale kahramanı’ saymamız gerekir. Anafartalar’da Mustafa Kemal İngilizleri durdurduğunda ona Nuri Conker komutasındaki takviye birliği gönderen Vehip Paşa’dan başkası değil. Zaten zamanın gazete ve dergilerinde Esat, Vehip ve Mustafa Kemal Çanakkale kahramanları olarak anılıyor. ( Bu yazı 19.2.2012 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanmış, yazarın izniyle siteye konulmuştur. )
Fetih 1453 te İstanbul Kuşatmasıyla İlgili Bilgilerimiz Altüst Edilmiş (Erhan Afyoncu)
Fetih 1453 filmi büyük tanıtımlarla vizyona girdi. Türk sinema tarihinin en pahalı yapımı olan filme büyük emek verilmiş. Oldukça kaliteli animasyonlar yapılmış, ancak bu kadar emek ve paraya rağmen fetih süreci ile ilgili çok basit bilgi hataları var. Bunlar kurgu diye de açıklanacak hatalar değil. Çünkü kurgu olacak bir durum yok. Bilinen bilgiler filmde niçin yanlış ele alınmış. Anlayamadım. İşin ilginç tarafı bu hatalar filmin danışmanı Prof. Dr. Feridun Emecen’in İstanbul fethiyle ilgili araştırmalarına da ters. Demek ki yapımcılar danışmanlarının çalışmalarına pek itibar etmemişler.
Filmdeki en büyük hata kuşatma sürecindeki olayların kronolojik sırasının alt üst edilmesi. Kuşatmanın 15. gününde 20 Nisan’da cereyan eden ve İstanbul’un fethindeki en önemli hadiselerden olan üç geminin kuşatmayı yararak İstanbul’a girmesi filmde kuşatmanın 40. gününde 15 Mayıs’ta gösteriliyor. Bu tamamen yanlış bir bilgidir. (E.A.)
“Topyekûn Savaş” Kavramı ve Son Dönem Osmanlı Harp Tarihi (Mehmet Beşikçi)
Uzun, çok-cepheli ve yıpratıcı bir savaş olan Birinci Dünya Savaşı boyunca cephe için sürekli insan seferber etmenin yanı sıra, savaşın finansmanı için neredeyse bütün bir ekonomik alanın savaşa kanalize edilmesi zorunluluğundan basın ve kültür alanının savaş propagandası için kullanılmasına, kadın emeğinin tarımsal üretim için mobilize edilmesinden “iç güvenlik” amaçlı zorunlu göç ettirmelere uzanan pek çok boyutun iç içe geçme durumu ortaya çıkmıştı.
Topyekûn savaş kavramının Osmanlı tarihyazımına ne gibi katkılar sunabileceğini tartışmak isteyen bu yazı, bu kavramın son dönem Osmanlı harp tarihinin incelenmesinde sunacağı imkânlar ve getirebileceği kısıtlamalar üzerine bir deneme niteliğindedir. Son yıllardaki bazı iyi örneklere rağmen, genelde Osmanlı askeri tarihçiliği ve özelde de Osmanlı harp tarihi diğer tarihçilik alanlarından beslenme konusunda pek başarılı değildir. Benzer bir gözlem, askeri tarihçilik alanının sunduğu potansiyelleri görmek istemeyen Osmanlı sosyal, ekonomik ve kültürel tarihçiliği için de söylenebilir. Yazıda, çokça ihtiyaç duyulan böylesi bir sentezin neden gerekli olduğuna dair fikirler ileri sürülecektir. Bununla birlikte, topyekûn savaş kavramının bağlamdan kopuk ya da eleştirel olmayan kullanımının getireceği kısıtlamaların da altı çizilmeye çalışılacaktır.(M.B) ( Bu yazı Toplumsal Tarih Dergisi’nin Haziran 2010 sayısında yayınlanmış, yazarın ve dergi editörünün izniyle sitemize konulmuştur.T.Y)
Balkan Savaşlarının 100. Yıldönümünde Çok Önemli Bir Kitap – Abdullah Paşa’nın Balkan Harbi Hatıratı (Haz. T. Yıldırım, İ. Öztürkçü)
Osmanlı Devleti, “hürriyet, adalet, müsâvât” sloganlarının gölgesinde gerçekleşen II. Meşrutiyet’in ilanından birkaç yıl sonra kendisini bir ateş çemberinin içerisinde bulmuştur. Trablusgarp Savaşı’nın izleri henüz silinmemişken, Balkan Savaşları başlamış, onun yaralarını sarmadan da Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Yaklaşık on yıl süren bu felaket yılları toprak kaybı dışında, büyük göç ve ekonomik buhranları da beraberinde getirmiştir. Bu savaşlar içerisinde sebep ve sonuçları itibariyle en acı ve ibretli olanı Rumeli topraklarına veda ettiğimiz Balkan Savaşlardır. Ve 2012 yılı Balkan Harbi’nin 100. sene-i devriyesidir.
Balkan Harbi üzerine yazılmış mevcut kaynaklar içerisinde kanaatimizce en önemlisi Şark Ordusu Kumandanı Abdullah Paşa’nın hatıratıdır. Bu hatıratı önemli kılan sebeplerin başında, Abdullah Paşa’nın Şark Ordusu Kumandanı olarak harbin bütün safhasını yaşamış olması, bütün yazışmaları günü gününe kaydetmesi ve harbin gidişatını çok iyi okuyup üstlerini, muhtemel bir yenilgi ve hezimet konusunda uyarmış olması gelir. Fakat ordunun içinde bulunduğu maddî ve manevî zaaflar, askerin aç, susuz ve perişan bir halde oluşu, siyasî çekişmeler, ulaşım sıkıntısı, malzeme yetersizliği gibi yenilgiyi hazırlayan nedenler bu felaketi netice vermiştir.( Yazarlar )