GELİBOLU’YU ANLAMAK

Osmanlı İmparatorluğu nda Askeri İsyanlar ve Darbeler – Erhan Afyoncu, Ahmet Önal, Uğur Demir

Yeditepe Yayınevi, son dönemdeki gündeme uygun bir eser yayınlıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler adlı çalışma darbelerimizin de bize Osmanlıdan miras olduğunun altını çiziyor. Erhan Afyoncu ve ekibinin hazırladığı söz konusu eser Osmanlı döneminde de birçok defa darbe ile yönetime el koyulduğunu , Osmanlı padişahlarının yaklaşık üçte birinin askeri müdahaleyle değiştirildiğini ortaya koyuyor. Gündemi de yakalayan bu özenli çalışmalarından dolayı yazarları kutluyorum.
Askeri darbelerin artık ülkemizin gündeminden çıkması gerekli. Daha önce de yazdığım gibi, Türkiye sürekli darbe ihtimallerinin konuşulduğu bir Afrika ya da Güney Amerika ülkesi değil, olmamalı… Hangi görüşte olursak olalım demokrasimizin tüm kurumlarıyla yaşaması öncelikle “sivil düşünme” yeteneğimizin gelişmesine bağlı. İktidarın silah zoruyla değil, demokratik seçimler yoluyla ancak değişebileceğinin kabulu ve tabi ki insan hakları, din ve inanç özgürlüğünün garanti edilmesi bunun ilk aşaması. Umarım bizden sonra gelecek nesillerimiz darbeleri yaşamaz, sadece tarih kitaplarında okur! (T.Y)

95. Yıldönümünde Sarıkamış Harekâtını Yeniden Değerlendirmek-2.Bölüm (Muzaffer Albayrak)

Yazısının 2.bölümünde Muzaffer Albayrak, Sarıkamış harekatının başarısız olmasının nedenlerini analiz ediyor. Albayrak’a göre en önemli neden harekat planlarının dışına çıkılması, kesin sonuç alınacak yerden uzaklaşılması. Harekâtın başında planlandığı üzere; 10. Kolordu Oltu’dan güneye dönerek Bardız bölgesine yürüseydi, Çatak’tan güneye dönerek Yeniköy-Kötek mıntıkasına gelmiş olan 9. Kolordu’yla 25 Aralık’ta Rus cephe hattının arkasına düşmüş olacaktı ve Rus ordusunu sağ gerisinden çevirmeye muvaffak olup son darbeyi vurabilecekti. Ayrıca birlik komutanlarının olumsuz etkileri, muharebe ve ikmal işlerindeki aksaklıklar, Rusların inatçı savunması, iklim şartlarının iyi değerlendirilememesi ve B planı eksikliği de yenilginin yaşanmasının diğer nedenleri olarak gösteriliyor. Son bölümde Sarıkamış’la ilgili doğru bilinen yanlışlar mercek altına alınıyor. Sarıkamış Harekatını Almanlar mı planladı? Enver Paşa Erzurum’a 3. Ordu komutanlığını üstlenmek için mi gelmişti? Sarıkamış’ta gerçekten 90000 asker mi (üstelik tek kurşun atmadan!) şehit oldu? Her satırı dikkatle okunması gereken çok önemli bir yazı…

95. Yıldönümünde Sarıkamış Harekâtını Yeniden Değerlendirmek -1(Muzaffer Albayrak)

Gelibolu’yu Anlamak, son dönemde Sarıkamış Harekatı üzerine yazılmış en önemli analizlerden birini yayınlıyor. Tarihi bir olaya bakış açısının zaman içerisinde nasıl değişebileceğine en güzel örneklerden biri de Sarıkamış Harekâtı kuşkusuz. İki bölüm halinde yayınlayacağımız makalesinin ilk bölümünde Muzaffer Albayrak, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen başlarında uygulanan sansürle unutturulmaya çalışan facianın , 1920’den sonra ise siyasi çekişme ve mücadelelerde propaganda malzemesi olarak kullanıldığını belirtiyor. Etkileri bugüne kadar ulaşan bazı yanlış ve mübalağalı anlatımların Sarıkamış’ta aslında ne olduğunu sakladığını, yanlı ve öznel yaklaşımların öne çıktığını vurguluyor. Albayrak’a göre bu hatalı “Sarıkamış algısında” , harekatın harp tarihi yönü atlanarak daha çok siyasi mülahazalarla yaklaşılmasının etkisi büyük.
İlk bölümde ayrıca harekâtın neden planlandığı ve seyri tartışılacak. Yazının ikinci bölümünde ise neden başarısız olunduğunun ayrıntılı analiziyle birlikte Sarıkamış harekâtı hakkında doğru bilinen yanlışları da okuyacaksınız.

Çanakkale Gazisi Hüseyin Akdoğan (Ahmet Yurttakal)

“…Ben siperde bir şeye şaştım oğul! Fransızlar anında gemi topları, kara topları, makineli tüfekleri ile sık saflar halinde giden askerimize ateş açtılar. Ortalık bir anda cehenneme döndü her yer kıpkızıl alev kesilmişti. Kurşun yağmur gibi yağıyordu, ateş yalımları sağda solda etrafı yakıyordu. İşte böyle bir ateş altında baktım ki asker hiç aldırmadan koşuyordu. Dikkat ettim biraz sonra bir uğultu duyulmaya başladı. Bu “Allah Allah” nidalarının çukur ve tümseklerin arkasında bir arı kovanı gibi 83 tepesinin etekleri uğulduyordu. Bu uğultuyu hiçbir zaman unutamam….” Araştırmacı Ahmet Yurttakal, Çanakkale Savaşı’nda 7.Tümen 21.Alay’da görev yapan, Büyük Anafartalar köyünden rahmetli Gazi Hüseyin Akdoğan’ı anlatıyor. Rahmetli Gazi ile ilgili bilgi ve fotoğraflar ilk kez yayınlanıyor. Ruhu şad olsun.

İmparatorluğun Sonu 1914 – Carl Mühlmann ( Kadir Kon )

Prof. Hikmet Bayur , Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girmesi konusunda “….Alman diplomat ve subayları anlayışı kıt olan bazı Osmanlı nazırlarını siyasal baskı veya inandırma yolu ile kandırmış ve bir olup bitti gibi ulusu ve bu işi beğenmeyen ricali savaşla karşı karşıya bırakmışlardır…” diye yazar. Konuyla ilgilenenler savaşa girmemize neden olan ilk ateşi Osmanlı hükümetinin bilinçli bir şekilde açtığına dair belgelerin varlığından haberdar olsa da, dönemin devlet adamlarının hatıralarında haberlerinin olmadığı şeklinde yeminli ifadelerde bulunmaları kafalarda soru işaretleri doğmasına yol açıyordu. Çanakkale Savaşı’nda Liman Paşa’nın yaveri olarak da tanıdığımız Mühlman’ın Almanya’daki basımından 70 yıl sonra Türkçe olarak yayınlanan kitabı, ilk kez yayınlanan Alman Arşiv belgeleriyle Osmanlı hükümetinin (daha doğrusu Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talat Paşa üçlüsünün) savaşa girme konusundaki sorumluluklarını bir kez daha gözler önüne seriyor. Beni en çok etkileyen belgelerden birisi de özellikle Enver Paşa’nın Alman Genel Komutanlığına yazdığı bir belge…Söz konusu belge müttefik bir ülkeye yazılan bir yazıdan ziyade alt rütbedeki bir subayın komutanına yazdığı “başka bir emriniz var mı? anlamına gelebilecek ifadeler içeriyor. Mühlmann’ın “1914” adlı eseri Kadir Kon’un özenli çevirisiyle de dikkati çeken çok önemli bir kaynak. (T.Y.)

Fatih in Müjdelenen Şehri -Önder Kaya

İstanbul, kurulduğu andan itibaren hep arzulana gelen bir kent olmuştur. Makedonlar, Avarlar, Gotlar, Peçenekler, Latinler, Araplar, Osmanlılar kenti çeşitli defalar kuşatmışlarsa da, sadece iki kez muhkem surlar yabancı istilasına izin vermiştir. 1453’deki Osmanlı ordularının şehre girişi ise bambaşka bir devrin habercisidir. İstanbul’un en büyük şansı, kendisini fetheden fatihin, Osmanlı padişahları içinde en özel hükümdar olmasıdır. Şehrin taşıdığı önemi idrak eden genç sultan, gerekli düzenlemeleri yaptıktan sonra İstanbul’u yeni payitahtı olarak ilan eder. Fatih, bir anlamda şehrin ikinci kurucusudur.Önder Kaya’nın “Fatih’in Müjdelenen Şehri” adlı kitabı gerek içeriği gerek görsel tasarımıyla keyifle okunacak bir çalışma…

Birinci Dünya Savaşı’nda Bediüzzaman Said Nursî (Dr. Ramazan Balcı)

Prof. Şerif Mardin, “Bediüzzaman Said Nursi” biyografisinde, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Nursi’nin görüşlerinde temel nitelikli bazı değişimler olduğunu, vicdan muhasebesi yaşadığını, siyasi yapılanmalarla iş yapmak yerine toplumun dini inancına hitap ettiğini belirtir. 20 yy.’ın İslam alimlerinin en başında gelenlerinden Bediüzzaman Said Nursi’nin Birinci Dünya Savaşı yıllarını Tarihçi Ramazan Balcı kaleme aldı. Balcı, Bediüzzaman’ın siyasi mülahazalarla İmparatorluğun harbe girişini eleştirenlerle hiçbir zaman katılmadığının altını çiziyor. Savaşın başlangıcında III.Ordu vaizi olarak görev yapan Nursi, talebeleriyle birlikte Doğu Cephesinde Rus ve Ermeni kuvvetleriyle bir çok sıcak çatışmaya da katılacaktır. Ruslara esir düşen Nursi hayli sıkıntılı geçen esaret yıllarının ardından mütareke dönemini yaşayan İstanbul’a dönmeyi başarır. Balcı’ya göre Bediüzzaman’ın ayrılıkçı bir düşüncesi olması durumunda bu düşünceyi açıklamanın en uygun zamanı mütareke dönemiydi. Zira Osmanlı devleti parçalanmış, azınlıkların her biri kendi devletlerini kurmanın sevdasına kapılmışlardı. Oysa Bediüzzaman şartların hazır olduğu böyle bir dönemde ittifaka vurgu yapmış ve Kürt kavminin kaderini, Türk milletinin kaderi ile ortak görmüştür. Milli Mücadele’ye de açık destek veren Bediüzzaman’ın o dönemde İkdam gazetesinde çıkan yazısı bu tarihten sonra ortaya koyacağı misyonu tarif eden en orijinal örneklerden birisidir.

Gelibolu’dan Kaçış ( Muzaffer Albayrak)

1915 Ağustos ayında Anafartalara yapılan çıkarma ve peşinden vuku bulan muharebeler akamete uğrayıp Eylül ayında siper savaşı başlayınca Müttefikler açısından Gelibolu’da sonun başlangıcına gelinmişti. Uğranılan başarısızlığa, Avrupa’da yeni bir cephe açma teşebbüsü (Selanik Cephesi), siyasi arenada değişen dengeler (Bulgaristan’ın Merkezi Devletler safına geçmesi), kışın yaklaşması gibi etkenler de eklenince Çanakkale’nin tahliyesi tartışmaya açılmıştı. Müttefikler için zor ve tartışmalı bir karar olsa da Britanya Krallığı Savaş Bakanı Kitchener’in Kasım 1915’te Çanakkale cephesine gelerek gerçekleri görmesiyle geri çekilme süreci başlamış oldu. Muzaffer Albayrak iki Türk subayının anılarından ve bir İngiliz Gazeteci G. Ward Price’in Londra’ya geçtiği habere dayanarak Müttefiklerin 19-20 Aralık 1915 Anafarta ve Arıburnu tahliyesini değerlendiriyor. Ward Price’in izlenimlerinin uzun bir aradan sonra ilk kez yayınlandığını belirtelim. Albayrak, Türk komuta kademesindekilerinin -Almanlar hariç- düşmanın çekilip gitmesini dört gözle beklemekte olduğunu ve kaçan düşmanı takip edeceğim diye şehit ve yaralı sayısına yenilerini eklemeye gönüllü olmadığının altını çiziyor. Albayrak’a göre düşmanın çekilip gitmesi biraz da görmezlikten gelindi denilebilir.

Teğmen Remzi nin Hatıralarında Zığındere Muharebeleri (M. Şahin Aldoğan)

Çanakkale Savaşları Tarihi Araştırmacısı M.Şahin Aldoğan , Mehmet Fertan Bey’in izniyle dedesi Albay Hasan Remzi Bey’in 1. Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi hatıralarından Zığındere Muharebeleri bölümünü inceledi. Aldoğan, henüz daha yayınlanmamış hatıraların özellikle bu bölümünün çarpışmaların tüm şiddetini yansıttığını belirtiyor.O dönemde Teğmen rütbesiyle 1.Tümen 70. Alay 2.Tabur’da görevli olan Hasan Remzi Bey’in anıları eğer yayınlanırsa Çanakkale Savaşı’na dair bilgilerimize çok önemli katkılar yapacağı kesinlikle söylenebilir.

Teğmen Hasan Remzi’nin Hatıralarında Zığındere Muharebeleri ( M. Şahin Aldoğan )

Çanakkale Savaşları tarihi Araştırmacısı M.Şahin Aldoğan , Mehmet Fertan Bey’in izniyle dedesi Albay Hasan Remzi Bey’in 1. Dünya Savaşı ve İstiklâl Harbi hatıralarından Zığındere Muharebeleri bölümünü inceledi. Aldoğan, henüz daha yayınlanmamış hatıraların özellikle bu bölümü çarpışmaların tüm şiddetini yansıttığını belirtiyor.O dönemde Teğmen rütbesiyle 1.Tümen 70. Alay 2.Tabur’da görevli olan Hasan Remzi Bey’in anıları eğer yayınlanırsa Çanakkale Savaşı’na dair bilgilerimize çok önemli katkılar yapacağı kesinlikle söylenebilir.