Birkaç yıl önce kaybettiğimiz, Çanakkale Savaşı konusunda dünyada sayılı uzmanlardan biri olan Belçikalı Araştırmacı Jul Snelders , araştırmalarını paylaştığı sitesinde Gelibolu yarımadası’nın arazi yapısının 90 yıldır orijinalliğini koruduğunu yazmıştı. Şu andaki durumu görse ne derdi bilmiyorum. Zığındere Muharebelerinin gerçekleştiği alana şimdi büyük bir (sembolik) mezarlık yapılmış durumda… Nuri Yamut anıtından arabayla çok rahat bir şekilde gidebiliyorsunuz. Bu bölgeye kolayca ulaşabilmek sevindirici olmalı değil mi? Oysa hiçte öyle değil… Nuri Yamut anıtının etrafındaki düzenlemelere ne demeli?.. Muzaffer Albayrak ve Şahin Aldoğan ile her geldiğimizde dikkatle incelediğimiz İngilizlerin patlattığı lağımdan kalan kraterin izinin yerinde yeller esiyor şimdi… Öyle ya… Dozer Operatoru “Çanakkale Savaşı” konusunda bilgi sahibi olmak zorunda değil. Ama ya bu planlamaları yapanlar… Daha önce de yazmıştım. Çanakkale Kara Savaşlarının geçtiği alanlarda bu şekilde düzenlemeler yapmanın , Dolmabahçe Sarayı’na kepçeyle girip bahçe düzenlemesi yapmaktan, Anıtkabir’e dozerlerle girip yolu ziyaretçiler daha iyi gezsin diye genişletmekten bir farkı yok…Araziye vurduğunuz her kazma, döşediğiniz her granit bölgenin dokusunu öldürüyor.
Son Çanakkale Gezim üzerine aldığım birkaç notu sizlerle paylaşmak istedim. Ahmet Yurttakal ile birlikte Seddülbahir sektöründe yaptığımız bazı mesafe tesbitlerinin de konuyla ilgilenenler açısından önemli olduğunu düşünüyorum
Birinci Dünya Harbinde Rumeli Gönüllüleri ( Muzaffer Albayrak)
Birinci Dünya Harbi öncesinde Osmanlı Devleti, 93 Harbi ve Balkan Harbi neticesinde Rumeli’deki topraklarının tamamını kaybederek Meriç nehri doğusuna itilmişti. Rumeli’de Osmanlı’nın terk ettiği topraklar üzerinde yeni devletler kurulmuş, bu topraklarda yaşayan Türk, Boşnak, Arnavut, Pomaklardan oluşan Müslüman ahalinin bir kısmı katliama uğramış, bir kısmı hayatta kalmak için yurtlarını terk edip göç etmişlerdi. Geride kalanlar için ise baskı, zulüm, acılarla dolu meşakkatli bir hayat başlamıştı.
Rumeli Müslüman ahalisi zorla koparıldıkları Osmanlı Devleti’ne olan bağlılıklarını sürdürmüşler Birinci Dünya Harbi başlayıp da Cihad-ı Ekber ilan edilince halife padişahın çağrısına tâbi olarak Osmanlı ordusunda bir nefer olmaya gönüllü olmuşlardı. Muzaffer Albayrak öncelikle Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak hazırladığı bu çalışmasında Rumeli’deki Müslümanların cihad çağrısından nasıl haberdar olduklarını, gönüllü olarak hangi şartlarda ve hangi yollarla Osmanlı ordusuna katıldıklarını, akıbetlerinin ne olduğunu inceliyor. Bu makale Kültür Dergisi Mart 2009 Rumeli Özel Sayısı’nda yayınlanmıştı.
Resim altı yazısı: Makedonya cephesinde Pirlepe Müslüman ahalisi harp bayrağı altında gönüllü kaydolunurken…
İdea – İnsan Bilimleri Dergisi’nde Modernleşme,Ordu ve Devlet… (Tuncay Yılmazer)
Sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin değil Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde de ordunun siyasette belirgin rolü olduğu gerçek. İttihat-Terakki’nin asker kökenli genç subaylarının orduyu “nigâhban-ı meşrutiyet” (meşrutiyetin koruyusu-kollayıcısı) olarak tarif etmeleri bile bugün tartıştığımız konuların hangi dönemlere kadar uzandığını göstermesi açısından güzel bir örnek teşkil ediyor. Ordunun siyasete bulaşmasının hem ülkeye hem de ordunun bizatihi kendisine zarar verdiği açık…Sözün özü: Türkiye’ye yakışan düşünce ve ifade özgürlüğünün anayasal garanti altında olduğu, parlamenter demokrasinin tüm kurumlarıyla yaşatıldığı bir ülke olmak… Sürekli darbe ihtimallerinin konuşulduğu tartışıldığı 3.sınıf bir ülke olmak değil…
Ülke gündemine damgasını vuran tartışmaların ışığında bugün sizlere yayın hayatına yeni atılan “İdea-İnsan Bilimleri” dergisinden bahsetmek istiyorum. Yayın kurulunu ülkemiz üniversitelerinden önde gelen akademisyenlerinin oluşturduğu akademik , hakemli bir dergi olan İdea ilk sayısının dosya konusunu “Modernleşme,Ordu ve Devlet” olarak seçmiş. Dergi ordu-siyaset ilişkilerinin tarihsel perspektifini inceleyen çok önemli makaleler içeriyor. Özellikle Sacit Kutlu’nun “Alman Kaynaklarına Göre Osmanlı Ordusunda Prusya Etkisi ve Osmanlı Alman İlişkileri” , Gencer Özcan’ın “Türkiye’de Cumhuriyet dönemi Ordusunda Prusya Etkisi” adlı makaleleri mutlaka okunmalı. ( İdea dergisi –Belge Yayınları:0 212 638 34 58)
Savaşlar da Söyler ( Cengiz Demir )
Osmanlı İmparatorluğu son dönem savaşları Anadolu insanının gönlünde hep acılarıyla, “gidipte gelmeyen” oğul, nişanlı, eşlerin hatırasıyla yer etmiştir. O dönemin türküleri bu duyguları çok güzel sembolize eder. Cengiz Demir, neredeyse her evden en az bir şehidin çıktığı, her evden bir ağıtın yükseldiği o dönemle ilgili türkülerden bir demetinin öykülerini sunuyor bizlere… Adanalı yüreği yanık bir bacımız “Yemen yolu çukurdandır / Karavana bakırdandır / Zenginimiz bedel verir /Askerimiz fakirdendir” diye üzüntüsünü belirtirken Sivas’tan bir askerimiz ise “Ben Gidiyom Rüştü Beyim Sana Bir Nişan/ Susuzluktan Alaylarım Perişan/ Hiç İflah mı Olur da Yemen’e düşen” diyor. Birinci Dünya Savaşı’nda 1315 doğumlular da ihtiyat ve geri hizmet maksadıyla askerlik hizmeti için çağrılmaları ise bir Tokat Türküsü’ne konu olacaktır: Hey onbeşli onbeşli/ Tokat yolları taşlı/ Onbeşliler gidiyor/ Sevenlerin gözü yaşlı. Sarıkamış felaketi ise bir aşığımızın sazının tellerine şöyle yansır: Sarıkamış Altın Bulak/ Soğanlıyı Biz Nerden Bilek/ Bizim Uşak Göycek Gezer/Ağca Zıbın Kara Yelek
Cengiz Demir, Radyo 15 ( FM 101.2) Genel Yayın Yönetmeni. Aynı zamanda Türk Halk Müziğine yönelik araştırmalar yapan Demir’in “Bir Radyomuz Vardı” adlı kitabı da bulunuyor. Sunduğumuz çalışması Kültür Dergisi Mart 2008 Birinci Dünya Savaşı Özel Sayısı’nda yayımlanmıştı.
Kanayan Yaramız Filistin Kültür’de ( Fatih Güldal)
Türkiye’de “dergi” çıkarmanın ne kadar zor olduğunu, büyük ümitlerle okura sunulan bir çok derginin gerek ekonomik gerekse başka nedenlerle yayın hayatına devam edemediğini biliyorum. Yakınen takip ettiğim, zaman zaman da yazılarımın yayınlandığı Kültür Dergisi ise istikrarlı bir şekilde yayın hayatına devam ediyor, çıkardığı özel sayılar ile konularında yetkin bir çok akademisyen, yazar ve sanatçıları bizlerle buluşturuyor. Fatih Güldal editörlüğündeki Kültür Dergisi’nin Türkiye Yazarlar Birliği 2008 yılı “En İyi Dergi” ödülünü aldığını da belirteyim. Derginin bu sayısı ise İslam Aleminin kanayan yarası Filistin üzerine… Bu sayı için hazırladığım makale “Armageddon’a Doğru Adım Adım” başlığını taşıyor. Yazımda bir çok askeri otorite tarafından Birinci Dünya Savaşı’nın en başarılı komutanlarından biri olarak kabul edilen General Allenby’i ve onun şahsında İngiliz hükümetinin Filistin politikasını irdelemeye çalıştım. Ayrıca bu sayıda ilgiyle okuyacağınızı tahmin ettiğim çok sayıda özgün makale var. Önder Kaya’nın 1228′ deki Kudüs’e yönelik Haçlı Seferi’ni inceleyen yazısı, Muzaffer Albayrak’ın Gazze Muharebeleri ile ilgili yazısı, M. Talha Çiçek’in Cemal Paşa’nın Siyonistlere yaklaşımını incelediği yazısı ilk akla gelenler. İrtibat için: 0212 491 04 27, www.kulturdergisi.com.tr.
Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası – Feridun Kandemir (Tuncay Yılmazer)
Birinci Dünya Savaşı’nın o me’şum ateşi aynı zamanda kutsal topraklara da sirayet etmiş, Şerif Hüseyin ve oğullarının İngiliz patentli yaklaşan isyanının ayak sesleri meseleyi daha çetrefilli hale getirmiştir. Osmanlı Genelkurmayı askeri açıdan ana ordu merkezlerine bir hayli uzak Hicaz bölgesinin savunulmasını tartışırken , Hicaz Kuvvei Seferiye komutanı Fahreddin Paşa’ya göre “Müslümanların mukaddes şehri olan Medine-i Münevvere , Kudüs-ü Şerif kadar önemli değil midir ? …..Bu döner dünyada “siyasetçe, askerlikçe, maddece, mânâca, her şeyce en mühim nokta bugün Medine’dir….. Medine anavatan değil midir? Öyle bir komutandır ki Fahreddin Paşa, her sabah Harem-i Şerif’in hademeliğini yapar, kefene bürünerek ve başına beyaz sarık sararak Peygamberimizin merkadını kendi eliyle siler süpürür. O ravza-i mutahhara’nın hizmetkârı, bekçisi ve mukaddes cihad sırasında düşmanla işbirliği yapanlara karşı muhafızıdır. Fahreddin Paşa’nın askerleri ve Medine’nin yerli halkı , Arabistanlı Lawrence’ın da bulunduğu Şerif Hüseyin birliklerine karşı adeta Cihan Harbi’nin “Plevne savunması”nı yapacaktır. Zor koşullarda her tarafı sarılmış bir şehirde, Fahreddin Paşa’nın halkın moralini yüksek tutmak için yaptığı işler, “çekirge yemenin faydaları” gibi talimatnameler bu mücadelenin trajik ayrıntılarıdır. Paşa’nın Mescid-i Nebevi’de Cuma namazlarında üzerine sancağı sarıp verdiği hutbeler ise hem dinleyenleri hem de yıllar sonra okuyacakları gözyaşlarına boğacaktır.
Dağı Delen Irmak-Kemal H. Karpat Kitabı, Haz. Emin Tanrıyar (Tuncay Yılmazer)
Osmanlı son dönemi ile Cumhuriyetin kuruluşunu içeren o sancılı dönemi iyi anlamak gerekli. Yakın tarihimizi objektif olarak değerlendiren, ön kabullerle değil her olayın farklı bir yönünün de olabileceğini düşünen, akademisyen tarihçi sayısı ne yazık ki çok az. Kendi açımdan tartışmasız iki ismi söyleyebilirim. Prof. Kemal Karpat ve Prof. Şükrü Hanioğlu… Yakın zamanda yayınlanan bir söyleşi kitabı nedeniyle Prof. Kemal H. Karpat’tan bahsetmek istiyorum. İmge Kitabevi Yayınlarından çıkan Emin Tanrıyar’ın hazırladığı “Dağı Delen Irmak”- Kemal H. Karpat Kitabı” dünya çapında saygın bir bilim adamının yaşamöyküsünü bizlere sunarken, iyi bir tarihçinin nasıl olması gerektiğine dair ipuçlarını da veriyor. Aynı zamanda yakın tarihimize dair üzerinde dikkatle durulması gereken çeşitli bilgileri sunuyor. Söyleşiyi hazırlayan Emin Tanrıyar’ın ifadesiyle Roma-Bizans döneminde Doğu ile Batı’nın sınırı sayılan Tuna’nın güneyinde doğup yaşam rotasını Batı, çalışma eksenini ise Doğu olarak seçen Karpat’ı diğer tarihçiler arasında farklı kılan en önemli özelliği salt “laiklik-modernizm-İslam” ve Türk devletleri gibi başlıklar altında sıralanabilecek özgün çalışmaları değil, yaşananı sürekli takip etmesi , yaşananı geçmişten alınan miraslar ışığında yeniden ve yeniden incelemesi ve tüm bunları aktüel politikayla sürekli bağlarını kurması. Bu süreçte de yerleşik resmi ya da sivil kalıpları tekrar, tekrar sorgulaması. Dağları delmekteki ısrarı yani…
Enver Gülşen’le “Savaş ve Sinema” Yazıları-1 “Büyük Aldanış” Yön: Jean Renoir (1937)
1.Dünya Savaşı’nda uçakları düşürülüp Almanlara esir düşen iki subaydan, Yüzbaşı Boeldiou ve teğmen Marechal bir esir kampına götürülürler. Bu esir kampı Almanların, esir subayları yerleştirdiği bir kamptır. Kampta İngiliz, Rus ve Fransız subayları tutulurlar. Ancak bu esir kampı bildiğimiz esir kamplarına benzemez.
Enver Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak için kaleme aldığı ilk yazısında Fransız yönetmen Jean Renoir’in 1937 yapımı “La Grande Illusion” (Büyük Aldanış) adlı filmini değerlendiriyor. Gülşen, bu filmin savaşa bakışındaki iyimserliğinden, savaş karşıtı bir noktada duruyor olmasına kadar çok değişik şekillerde değerlendirildiğinin, sonraki birçok filme de gerek tekniği, gerekse konusu açısından öncü olduğunun altını çiziyor. Gülşen’e göre ; Birinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlerin başında gelen Renoir’in bu başyapıtında görünürdeki konunun altında bir aristokrasi analizi ve hümanizm tartışması kendisini belli eder. Savaşın anlamı (ya da anlamsızlığı) üzerine düşünmeyi teşvik eden Büyük Aldanış filminde, dil üzerine kadim tartışma, konuların hepsinin etrafını saran tema olarak göze çarpmaktadır. Film, Renoir açısından savaşta dahi hümanizm özlemi olarak okunabilir. Gülşen haklı olarak soruyor: 1937’de, faşizmin kapıda olduğu ve tarihin gördüğü en büyük katliamların ve zulümlerin olduğu bir dönemin arifesinde, böyle bir iyimserlikle savaşa bakış, Renoir’in mi, yoksa tüm insanlığın mı aldanışını gösterir?
Türkiye Cumhuriyeti’nin En Büyük Askeri Tarihçisi Kurmay Yarbay Bursalı Mehmet Nihat Bey ‘e Vefa ( Cemalettin Yıldız )
“….Ne hikmetse Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en büyük askeri tarihçimiz Bursalı Mehmet Nihat Bey sayısız yazılı eserler bırakmasına rağmen o da günümüz gençliği ve askeri tarihçileri tarafından unutulmuş ,unutturulmuş. Çanakkale Savaşlarıyla ilgili hazırlanan en iyi araştırma olarak gördüğüm,Milli Savunma Bakanlığımızın Birinci Cihan Savaşında Türk harbi 5.cilt Çanakkale Cephesi Harekatı kitaplarını okurken alt notlarda Bursalı Nihat Bey’in konferans ve anılarından alıntıları gördüm. Bursalı Yüzbaşı Nihat Bey’in Çanakkale Savaşlarıyla ilgili yaptıklarını ve görevlerini araştırdım, hiçbir bilgiye ulaşamadım. Sonunda Çanakkale Savaş Alanları Araştırmacısı, yazar Şahin Aldoğan’a ulaştım. Şahin Bey Nihat Bey hakkında sözlü açıklamaları yanında , Harp Akademilerinin ocak 1996 da yayınladıkları,”askeri tarih yazarı ve harp akademileri tarih öğr.Kur.Yb.Bursalı Nihat Bey “ isimli araştırmanın fotokopisini ulaştırdı…”
Yerel Tarih Araştırmacısı Cemalettin Yıldız , yakın tarihimizin en önemli askeri tarihçilerinden Bursalı Mehmed Nihad Bey’in hayatını ve eserlerini araştırmaya bu şekilde başlıyor. Bursalı Mehmed Nihad Bey’in 1928 yılında İzmir Güzelyalı’da birlik denetlemesi sonrasında kaza kurşunuyla biten hayatındaki önemli noktaları bizlerle paylaşan Yıldız, askeri tarihçinin konferans notlarını da tek bir kitapta topladı.
Gelibolu’da İrlandalılar ( Atilla Aşçı )
Çanakkale Savaşı , çok sayıda milletten askerin de katıldığı uluslararası niteliğe sahip bir mücadele olmasıyla da dikkati çeker. Atilla Aşçı’da bu yazısında savaşa müttefikler safında katılan İrlanda birliklerini tanıtıyor. Aşçı, Gelibolu’nun İrlandalıların ulusal benliklerini bulmasında çok önemli rol oynadığını belirtirken , hemen hemen hepsi katolik olan İrlandalıların İngiliz ordusunun bünyesindeki en dindar askerler olduğunun altını çiziyor. Atilla Aşçı’nın verdiği bilgilere bakıldığında özellikle 29.Tümen bünyesindeki 3 taburun ( 86.Tugay’dan Royal Dublin Fusiliers, Royal Munster Fusiliers ve 87.Tugay’dan Royal Inskilling Fusiliers ) seferin başından neredeyse sonuna dek yarımada da bulunduğunu, önce Seddülbahir cephesinde, Ağustos ayında da Anafartalar cephesinde görev aldıklarını görüyoruz. Tamamı İrlandalılardan oluşan 10.Tümen birlikleri (29., 30., 31. Tugaylar) General Mahon komutasında 6 Ağustos’tan sonra Suvla’ya çıkacak, Kireçtepe ağırlıklı olmak üzere Anafartalar cephesinde çarpışacaktır.