“Şanı Büyük Osman Paşa Plevne’den çıkmam diyor…” Adına marşlar yazılan Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa, Türk tarihinde her zaman hatırlanılması gereken büyük komutanlarımızdan biridir. 1877–1878 Osmanlı Rus Harbi’nde büyük fedakârlıklarla günlerce yapılan savunma azmi ve cesareti ile tüm dünyaya nam saldı. Bu savaş kaybedildi fakat yapmış olduğu savunma konuşuldu. Tarihçi Melike Bayrak Resimli gazete de yayınlanan Gazi Osman Paşa bölümünü Osmanlıcadan çevirerek araştırmacılara ve tarih severlere aktarıyor.
Önemli bir site: www.cevatpasa.com
Ülkemizde biyografik çalışmaların yeterli olmadığı bir gerçek.İnternette tarihi şahsiyete adanmış çalışmalara ise daha nadir rastlanıyor. Değerli dostum, Çanakkale Savaşları araştırmacısı Ahmet Yurttakal ise bu konuda örnek gösterilebilecek sitesindeki çalışmaları ile dikkati çekiyor.
Propaganda Filmlerinin Bir Prototipi olarak Arabistanlı Lawrence (Enver Gülşen)
Enver Gülşen, “Savaş ve Sinema” yazılarının ikincisinde David Lean’in yönettiği, Peter O’Toole, Alec Guinnes ve Anthony Quinn’in başrolünü oynadığı 1962 yapımı Lawrence of Arabia ( Arabistanlı Lawrence) adlı filmi değerlendiriyor. Bildiğimiz gibi Arabistanlı Lawrence, 1.Dünya Savaşı sırasında Arabistan yarımadasında, İngiliz subayı bir casusun Arapları Osmanlılara karşı kışkırtmasını konu edinmekte. Gülşen tipik propaganda filmlerinde olduğu gibi bu filmde de öncelikle bir kahraman üretildiğini, bu kahramanın kendi kişiliğinde yönetmenin (ve elbette yönetmene o kadar büyük bütçeli film yaptırmış olanların) fikirlerinin yapılandırıldığı merkez olduğunu, bu kahramanın kendisine de propagandanın gerektirdiği her türlü kodun yüklendiğini yazıyor. “…. Milliyetçilikleri azdırarak böl-parçala-yönet tavrını günümüzde dahi başat unsur olarak kullanan, uzun yüzyıllar birlikte yaşamış insanların ortak yönlerini unutturup, birbirlerine karşıt yönlerini cilalayan ve keskinleştiren propagandanın olmazsa olmazı olan Hollywood sinemasının bu yapıtı bu açıdan sonraki filmlerin de tam bir şablonu olmaktadır. Bir başyapıt mıdır? Benim için büyük bütçeli bir propaganda filmidir. Ne sinematografi olarak, ne hikâye olarak pek bir anlamı olmayan, ama çok başarılı bir propaganda filmi… Film sanatının ahlaksızlığa, tek yanlılığa ve sömürgeciliğe nasıl araç kılındığı görülmek isteniyorsa mutlaka izlenmeli.”
Birinci Dünya Savaşı Sırasında Said Halim Paşa Hükümeti ( Hanefi Bostan )
Hanefi Bostan bu makalesinde Balkan Savaşı döneminin ortaları ile Birinci Dünya Savaşı’nın ilk yılları arasında görev yapan Said Halim Paşa hükümetinin faaliyetlerini mercek altına alıyor. Bu zor, karmaşık dönemde görev yapan Said Halim Paşa’nın saderetinin büyük bölümü Birinci Dünya Savaşı sırasında geçmiştir . Bostan, Said Halim Paşa Hükümeti’nin Türkiye’yi sebepsiz ve vakitsiz savaşa soktuğu ileri sürülürse de Paşa’nın bu isnatları kabul etmediğini belirtiyor. Said Halim Paşa “Türkiye’nin Harb-i Umumi’ye İştirakindeki Sebepler” başlığı ile Sebilürreşad dergisinde ölümünden sonra bir bölümünün yayınlandığı hatıralarında Osmanlı Devleti’nin vakitsiz harbe girdiğini kabul etmekle beraber, bunun “harb-i umumide takib etmiş olduğu istikametin yanlışlığını” değil bu konuda “takip ettiği siyasetin… layıkıyla tatbik edilemediğini gösterir” demekte, “Türkiye’nin” Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kalmasının mümkün olmadığını çünkü devletin istiklal ve istikbalini temin edemeyeceği hakikatini anladığını ve tehlikenin büyüklüğünü hissettiği için harbe girdiğini ifade etmektedir.
Çanakkale
Çanakkale’ye Gidenler adlı roman , Çanakkale Savaşı’na ilginin giderek arttığı 2003 yılı Nisan ayında yayımlanmış, bir hayli ilgi de görmüştü. Yazar İsmail Bilgin aradan altı yıl geçtikten sonra kendi kitabını eleştirel gözle değerlendirirken, tarih ve edebiyat konusundaki düşüncelerini bizlere aktarıyor. Bilgin , 90-100 yıl öncesinde yaşananların şimdi sahip olduğumuz dini, milli, siyasi, ekonomik, vb görüşlerle bakarak yorumlandığına dikkati çekiyor. Bilgin’e göre tarihsel olayları o günün şartlarına göre inceleyerek tarafsız olmak gerekli. Olaylar okuyucunun önüne adeta bir fotoğraf yalınlığı ile sunulmalı.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nde Araplar ( Talha Çiçek )
“…Arap milliyetçiliği’nin başlangıcı ve gelişimi hakkında yapılan son çalışmalar, bu hareketin toplumsal desteğinin tespiti hususunda önemli bilgiler içermektedir. Dawn’ın tesbitine göre 1914 Ekim’ine kadar Doğu Arap vilayetlerinde, Arap Milliyetçiliği’nin açık savunucusu ve Arap milliyetçisi cemaatlerin üyesi olanların adedi sadece 126 dır. Bu o dönemde Suriye’de her 100.000 kişiye 3.5 Arap milliyetçisi, Filistin’de 3.1, Lübnan’da ise 2.4 Arap milliyetçisi düştüğünü göstermektedir. Daha sonraki bir çalışmada Tauber bu sayıyı 180 olarak belirlemektedir. Bu rakamlar Osmanlı Devleti’nde Arapçı düşüncelerin yaygınlaştığını düşünmemiz için oldukça yetersiz bir orandır. Dahası bunların bağımsızlık talep edip etmedikleri belli değildir….. Birinci Dünya Savaşı sırasında Arap vilayetlerinde ve özellikle Suriye’de meydana gelen olayların temelinde İttihat ve Terakki yönetimi ile Adem-i Merkeziyet talebiyle vilayetlerde reform taleb eden Araplar arasında çıkan çatışmanın büyük tesiri vardır. Arapların büyük çoğunluğu savaşın sonuna kadar devlete sadık kalmışlar, hatta savaş bittikten sonra da Türk yönetimi ile manda idaresine karşı mücadele etmek için işbirliği içinde olmuşlardır. Şerif Hüseyin isyanı da Arapçı ve Araplar temsil eden bir isyan olmaktan çok uzaktır.….”
Talha Çiçek son derece önemli makalesinde 1. Dünya Savaşı sırasındaki Türk-Arap ilişkilerini değerlendiriyor. Talha Çiçek Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü Doktora Öğrencisi.
Acı Kaybımız – Etem Ruhi Üngör ( Tuncay Yılmazer )
Çanakkale Savaşı ile ilgilenmeye başlayan herkesin ilk öğrendiği bilgilerden birisi “Hasan Ethem”’in annesine yazdığı mektuptur. İşte Çanakkale Savaşı’nda şehit olan ihtiyat zabit namzedi muallim Hasan Etem Efendi’nin yeğeni, günümüze kalan yadigârı Etem Ruhi Üngör 10 Ağustos 2009 tarihinde hakkın rahmetine kavuştu. Gerçek bir İstanbul beyefendisi olan Üngör’ün merhum babası da ( Ahmet Halit Bey) Çanakkale gazisiydi. Rahmetli Üngör müzikoloji alanındaki araştırmalarıyla da tanınıyordu. Merhum Etem Ruhi Üngör Bey’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum.
Anafartalar Zaferi’nin 94.Yıldönümü Kutlandı (Ahmet Yurttakal)
Ahmet Yurttakal, Conkbayırı’nda yapılan Anafartalar Zaferi’nin 94. Yıldönümü törenleriyle ilgili izlenimlerini yazdı. Yurttakal, yarımadadaki mevlüt töreninin de ilk kez 1932 yılında Atatürk’ün isteğiyle yapıldığını belirtiyor.
M.Şahin Aldoğan’dan Açıklama…
Değerli Çanakkale savaşları araştırmacısı arkadaşlarıma,
NTV Tarih dergisi’nin Ağustos 2009-7 Nolu sayısında “Çanakkale’den Mektup Var” genel başlığı altında KEREVİZDERE 1915 adlı yazıda çıkan fotoğrafımın altındaki açıklamayla ilgili birkaç söz söyleme ihtiyacı hissettim. Derginin editörü değerli arkadaşım Gürsel Göncü uzun yıllar süren ÇANAKKALE yoldaşlığımızın sonucunda bana olan sevgisi, dostluğu nedeniyle , konuyla ilgili araştırmalarımın , savaş alanlarının topografyası, arazideki yer adları ve benzeri konulardaki kırk yılı aşkın birikimlerimin seviyesini benim de kabul edemeyeceğim bir düzeye çıkarmış. Bu ifadelere üzüldüm . Yıllarını ÇANAKKALE konusundaki çalışmalara adamış ÇANAKKALE savaşları tarihi araştırmacısı denebilseydi bir nebze olsun kabullenebilirdim… Bu samimi duygularımı siz arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Sevgi ve saygılarımla. Mehmet Şahin Aldoğan/ Em. Dz. Sb. 6 Ağustos 09
Osmanlı Filistin’inde İdari Yapı ( Kemal Gurulkan )
Araştırmacı Kemal Gurulkan bu makalesinde Filistin’in , gerek topraklarının büyüklüğü, gerek nüfusu gerekse tabiî zenginlikleri bakımından Osmanlı İmparatorluğu için tâli bir öneme haiz olmasına rağmen stratejik bakımdan Arap âleminin merkezi sayıldığını belirtiyor. Gurulkan’a göre tarih boyunca hakimiyet mücadelelerine sahne olmuş Filistin’in siyasi sınırı olarak manda yönetimi için çizilen 1922 sınırlarının kabul edilmesi en uygunudur. Bölgedeki Osmanlı idari yapısının özellikle 19.yy’daki bazı düzenlemeleri şöyle: 1864 Vilayet Nizamnâmesi’ne göre Şam ve Sayda eyaletlerinden Suriye vilayeti teşkil edilmiş Akkâ, Nablus ve Kudüs sancakları da bu vilayete bağlanmıştır. Böylece Beyrut şehri Lazkiye, Trablus, Akkâ ve Nablus sancaklarını içine alan bağımsız bir vilayetin merkezi oldu ve bu idari düzenlemeler 1888’e kadar devam etti. 1887’de Kudüs merkeze bağlı bir mutasarrıflık haline getirildi . I. Dünya Savaşı sonlarında ise Filistin’de idarî taksimat şu şekildeydi: Akkâ Sancağı ( Akkâ, Hayfa, Nasıra, Safed ve Taberiye kazaları) Nablus Sancağı (Nablus, Cinin, Beni Sa‘b ve Camain kazaları) ve Kudüs Mutasarrıflığı: (Kudüs, Halilürrahman, Yafa, Gazze ve Birüssebi) 1918’de Filistin bölgesinin İngilizlerin eline geçmesiyle Osmanlı hâkimiyeti sona erdi. Filistin, 1918–1920 yıllarında İngiliz askerî idaresinde kalmış ve 1920 San Remo Konferansı’nda Filistin İngiliz manda idaresine verilmişti.