GELİBOLU’YU ANLAMAK

Seddülbahir’de Yalnız Bir Mezar ( Muzaffer Albayrak )

Çanakkale Savaşı ile yakından ilgilenmeye başlayan bir araştırmacının İngiliz Yarbay Charles Doughty-Wylie’nin öyküsünden etkilenmemesi mümkün değildir. Savaştan önce Türkiye’de görev yapan, 1909’da Adana Ermeniler ile Türkler arasında yaşanan acı olaylara bizzat tanık olan , olayları yatıştırmaya çalışırken yaralanan , 1912-13 Balkan Savaşları sırasında Türk ordusunda İngiliz Kızılhaç görevlisi olarak bulunan ve hizmetlerinden dolayı padişah tarafından ikinci rütbeden Mecidiye Nişanı alan Türk dostu İngiliz subay, 1.Dünya Savaşı’nın başlaması, İngilizlerin Osmanlı’ya savaş açmasıyla eski dostları ile karşı karşıya gelecektir. Müttefik orduların komutanı Hamilton tarafından en değerli subaylarından biri kabul edilen Daughty-Wylie, 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’e çıkarma yapan Royal Welsh Fusiliers alayında görev alır. Türklere olan saygısından dolayı askerini silahsız olarak yönetecek, bir gün sonra da Mehmetçiğin ateşiyle vurularak öldürülecektir. Araştırmacı Muzaffer Albayrak D.Wylie’nin trajik öyküsünün ayrıntılarını bize aktarırken ölümünden sonra da başka bir noktaya dikkati çekiyor. Eşi Lilian’ın , mezar yerine zarar gelmemesi ve bakımı için savaş devam ederken ve savaşın bitiminden sonra Osmanlı Hükümeti nezdinde gösterdiği çabaları Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgeleriyle gözler önüne seriyor. Lilian D.Wylie eşine yakın olmak için 1927 yılına kadar Türkiye’de Kızılhaç’ta görev alacak, fakir Müslüman ailelere hizmet edecektir (NTV Tarih Nisan 2009)

Enver Gülşen’le Savaş ve Sinema Üzerine… ( Tuncay Yılmazer )

Enver Gülşen’i internet dünyasının en nitelikli düşünce platformlarından biri olan (övünmek gibi olmasın , zaman zaman benim de yazılarımın çıktığı!) www.derindusunce.org ‘daki sinema eleştirileri, düşünce ve tasavvuf yazılarından tanıyorum. Gülşen, Gelibolu’yu Anlamak sitesi için Birinci Dünya Savaşı ağırlıkta olmak üzere savaş filmlerini değerlendirecek. Sinema yazılarını büyük bir beğeniyle okuyacağınıza eminim. Bu vesileyle Enver Gülşen ile “Savaş ve Sinema” konulu bir söyleşi yaptık. Gülşen “ benim açımdan önemli olan şey, o filmin tarihi nasıl anlattığı, ya da belgeselci bir üslupla tarihi doğru ele alıp almadığı değil, anlattığı insanlık durumunun bugüne nasıl taşındığıdır. Çünkü bugüne taşınmayan ve bugünde bir anlam taşımayan hiçbir filmin kalıcı olabileceğini düşünmüyorum.” diyor. Yönetmenin savaş karşıtı ya da savaş taraftarı duruşa angaje olmasının filmin sanatsal değerini düşürdüğünün altını çiziyor. Terence Mallick, Oliver Stone, Tarkovski, Spielberg, David Lean, Coppola vs. gibi bir çok ünlü yönetmenin çektiği savaş filmleri hakkında bazı önemli noktaları bizlerle paylaşıyor. Enver Gülşen’in önümüzdeki günlerde bizlere değerlendireceği ilk film ise , Birinci Dünya Savaşı konulu filmlerin klasiklerinden sayılan yönetmenliğini J. Renoir’in yaptığı 1937 yapımı “Büyük Aldanış” olacak.

Kumkale Şehitlerini Anıyoruz… (Ahmet Yurttakal)

“………“Kumkale Muharebesi, Çanakkale’nin muhtelif muharebelerinin içinde süngü hücumuna parlak bir örnektir. Türk Tarihinde daima yüksek bir mevkiye sahip olacaktır.” diye özetliyor o günkü muharebelerde görev yapan subaylardan Şerif Güralp. Evet 2 günlük muharebelerde 1730 kayıp. Düşman donanması bombardımanı altında ağır kayıplar verilmiştir. Yıllar sonra dönüp baktığımızda bu muharebelerde verilen kayıplar yapılan fedakâr mücadelenin bile önüne geçmiş, Şerif Güralp Bey’in sözü 94 yıl sonra gönüllerde yeni yeni yankı bulmuştur. Her sene 25 Nisan denince Arıburnu akla gelir, binlerce kişi oradaki coşkulu törenlere iştirak eder. Bense bu sene Arıburnu’ndan ziyade unutulan bir mütevazı bir törene katılmak için Kumkale’deydim. Kumkale Şehitlerini anma töreninin bu yıl 3 üncüsü düzenlenmekteydi. Yıllarca unutulan, gözlerden uzak olan bu törenlere katılım her geçen yıl daha da artmakta………”
Ahmet Yurttakal, bu yıl üçüncüsü düzenlenen Fransızların gerçekleştirdiği 25 Nisan 1915 Kumkale Çıkarmasında şehit olan askerlerimizi anma törenine katıldı, izlenimlerini yazdı.

25 Nisan 1915 Çanakkale Kara Muharebeleri ( Melike Bayrak )

“Berrak ve güzel bir bahar günü sabahı, daha şafakla beraber kulakların her gün işitmeye itiyad ettiği (alıştığı) top gürültüleri arasında duyulan ve yakından bir muharebenin vukuunu ifham eden (anlatan) tüfek sesleri ve sahil tarassut (gözetleme) kıtaatından gerideki fırka (Tümen) karargâhlarına telefon ve emirberlerle gelen raporlar, vaziyetin pek ciddi olduğunu ilan ediyordu. Artık kıtaat bir zamandan beri olduğu gibi talim ve manevra maksadıyla yaptıkları silah başına hareketi, bu gün o manevra ve talimlerde istihdaf (amaç) eyledikleri hakiki hedefi karşılamak üzere yapılıyordu. Binaenaleyh (bunun üzerine) her tarafta başlayan mesai daha ziyade ateşli ve heyecanlı idi. Çünkü bilhassa 18 Mart Deniz Muharebesinden sonra intizar olunan (beklenilen) İtilaf kıtaatının hareketi başlamıştı…” Tarihçi Melike Bayrak , 19. Tümen Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin Çalışlar’ın Erkan-ı Harbiye Mektebindeki konferansının açılış sözleriyle başlayarak , Çanakkale Savaşı’nın dönüm noktalarından 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası ve Kumkale Çıkarmalarını bütün yönleriyle inceliyor…

Tarihin Kıyısında Bir Kahraman İbradılı İbrahim ( Haluk Oral )

25 Nisan 1915’te Anzakların Arıburnu çıkarmasında Balıkçı Damları mevkiini savunan takım, Anzaklara en ağır kaybı verdiren birlikti. İbradılı İbrahim komutasındaki 27. Alay 2.Tabur 8.Bölük 1.Takım askerleri , müttefiklerin güçlerini artırmalarıyla Sazlıdere vadisi üzerinden geri çekilmek, Düztepe civarına çıkmak zorunda kaldılar. Saat 10 sıralarında da Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’in yönettiği 57.Alay birlikleriyle karşılaştılar. “… az sonra 19. fırkanın 57. alayı (Merhum Atatürk beraber) bize yetişmişti. Bu yeni kuvvetlerle yapılan taarruz sonunda düşman sahilde dar bir yere ve zararsız bir halde sıkıştırılmıştı ki ben aldığım ağır bir yara ile savaş dışı edilmiştim. Böylelikle eşsiz kahramanlık gösteren takımıma kumanda edemeyerek ayrıldığıma müteessirdim; yalnız bu cesur askere yedek subay ve ikinci mülazım olarak kumanda etmek şeref ve saadetini bana bahş buyuran Allah’ıma bin şükür etmekle müteselli idim.” Haluk Oral, 25 Nisan çıkarmasının az bilinen kahramanlarından İbradılı İbrahim’in takımının ( Şefik Bey’in birliklerinin Kemalyeri’nden saat 8.30 sıralarında ilk ateşi açtığı göz önüne alındığında ) 4 saat boyunca çıkarma kuvvetlerini oyaladığını belirtiyor.
Bu çalışma NTV Tarih Dergisi Nisan Sayısında Yayınlanmış, yazarından ve dergi editörü sayın Gürsel Göncü’den alınan izinle siteye konulmuştur.

Rumeli Mecidiye Tabyası Topçu Neferi Kahraman Niğdeli Ali ( Ömer Arslan )

Niğde’nin Ulukışla kazası Barastal köyü nüfusuna kayıtlı Bakkalbaşı Hasan Efendizâde Ali için de askerlik celbi gelmiştir. 1892 doğumlu olan Ali, celbin geldiği 1912 yılında Kayseri’de medrese tahsili görmekteydi. Talebe olmasına rağmen o da alındı askere. Geride gözü yaşlı anasına veda edip düşer Balkan yoluna. Yaşanan ağır yenilgi sonrası evine dönebilir. Birinci Dünya Savaşı’nın ilk kıvılcımının parladığı sıralarda evlenir. Ancak seferberliğin ilan edilmesiyle yeniden askere alınır. Bu sefer 2.Ağır Topçu Tugayı, 4. Ağır Topçu Alayı, 2. Topçu Taburuna bağlı olan Mecidiye Tabyası’ndaki 3 numaralı topta topçu neferidir. Sevgili Seyit Onbaşı’nın arkadaşıdır. İlk görev yerinden sonra Kafkas Cephesinde silah altındadır. 1914’te ayrıldığı köyüne 1922’de dönebilecektir. Oğlu Tahsin’i köylüsü olan İnayet ile evlendirir. Köyünde imamlık yapan Ali, oğlu Tahsin ve gelini İnayet’in yanında kalmaktadır. Tahsin Öztürk 1962 yılında geçim sıkıntısı nedeniyle Ankara’da bir lokantada iş bulup çalışmaya başlar. Niğdeli Ali ÖZTÜRK Ankara’ya geldiği 7. günde 15 Ekim 1962 yılında vefat edecektir. Ömer Arslan Çanakkale’nin saklı ve sessiz kahramanlarından birini, Seyit Onbaşı’nın o meşhur fotoğrafında hemen arkasında duran Niğdeli Ali’nin öyküsünü anlatıyor. Arslan’a göre Adı Niğde ile birlikte anılan Ali ÖZTÜRK Niğde’de bilinmiyor, tanınmıyor. Niğde’nin bu vefasızlığa bir son vermesi ve Niğdeli Ali’nin adının kalıcı bir eserle yaşatılması gerekmekte.

18 Mart Kahramanı Cevat Paşa ( Ahmet Yurttakal )

“…Biliyorsunuz ki, askerlikte dayanma, başarının esasıdır. Kumandanlar, savaş içinde yalnız kendi kıtalarının durumunu değil, düşmanın durumunu da, daima göz önüne getirmeli ve o suretle savaş etmelidir. Kalelerimizin bu suretle savaşacağına imanım kadar inanç ve güven sahibiyim. Çünkü zabit kardeşlerimin ve kahraman er evlatlarımın geçen ki bombardımanda gösterdikleri kahramanlık ve dayanma, bu görevi gereğince yapmayı başarabileceğimize en kuvvetli güvencedir. Arkadaşlarım şunu iyi bilmelidir ki altı yüz yıllık büyük bir İslam devletinin gelecekteki yaşam ve kaderiyle tümden ilgili bulunan bu savaşta kesin olarak ölmek var dönmek yok…” 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na atandı. Kasım 1914’te Tuğgeneral oldu. 9 Ekim 1915’te Seddülbahir’deki 14’üncü Kolordu Komutanlığı’na getirildi. Düşmanın Yarımada’yı tahliyesinin ardından 11 Ocak 1916’da Çanakkale Grubu Komutanı oldu. 18 Kasım 1916’da 15. Kolordu Komutanlığı’na Galiçya Cephesi’ne atandı. Araştırmacı Yazar Ahmet Yurttakal, adı 18 Mart ile özdeşleşen Cevat Paşa’yı, zaferdeki rolünü ve askerlik hayatının sonraki dönemini anlatıyor. Yurttakal’a göre Cevat Paşa askerlerini teselli eden, yüzünden kan sızan bir erin yarasını su ile temizleyip mendili ile sararak merhametini gösteren, şehit olanlar için “Fedakâr evlâtlarım… Büyük rütbeyi aldınız. Ruhunuz şad olsun…” diyen, gözleri kör olan Denizlili Ömer’in: “Benim gözlerim göreceğini gördü” sözleri üzerine gözyaşlarını tutamayan büyük bir komutan…

A Glorious Failure! İtilaf Devletleri Donanması’nın Planları, Gücü ve Savaşın Sonuçları ( Kenan Çelik )

“….Çanakkale Harekatı bir anda kararlaştırılan bir harekat değildir. Bu noktaya adım adım gelinmiş ve maliyeti çok ağır olan bir askeri harekâttır. Askerlerin çoğu bu işin zorluğunu bildiği halde sırf politikacıların tercihleri bu çok kanlı savaşa sebep olmuştur. “Diplomatik kararlar askeri kararlara üstün geldi” diyebiliriz. Osmanlı İmparatorluğu’nun ciddiye alınmaması, ihmal edilmesi ve art arda yapılan birçok diplomatik hatalar Çanakkale Deniz Saldırısı’na ve akabinde kara savaşlarına sebep olmuş ve adeta İngilizler Osmanlı’yı savaşa girme konusunda tahrik etmişlerdir. Bunun maliyetinin neye mal olacağı kimse tarafından kestirilememiştir. Bugün bu harbin sorumluluğu İngilizler tarafından Churchill’e yüklenmektedir. İki gemi yüzünden bu kadar insanın hayatını kaybetmesi inanılacak gibi değildir. …”
Kenan Çelik’ten , Birinci Dünya Savaşı başlarında, İtilaf Devletleri hükümetlerinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı yürüttükleri siyaset ve Çanakkale Savaşı’nın sonuçlarına dair ayrıntılı bir analiz… Çelik , Osmanlı için inşa edilen iki gemiye el konulmasından sonra çıkan savaşta bir milyon kadar İngiliz ve Fransız askeri Türklerle savaşmak zorunda kaldığını, Ortadoğu ve Boğazlardaki çıkar çatışmalarının Fransızları da bu olayların içine sürüklediğini belirtiyor.

Çanakkale’den Gazze’ye… (Muzaffer Albayrak)

“…Her iki taraftan tazyik edilen düşman, artık firar ediyor, Gazze’yi kurtarmaya koşan kıtaat artık şehre giriyordu. Takip muharebesi akşama kadar devam etti. Düşman her şeyi bırakarak kaçıyordu.Yüzbaşı İbrahim Efendi o saate kadar yaşıyor, hastanede karyolası üzerine uzanmış ikide bir de; “Gazze kurtuldu mu?” diyordu. Gazze’nin kurtulduğu ve tümenin yetiştiği haberi verildi. Düşmanın perişan surette kaçtığı anlaşıldığı zaman, kan kalmamış dudakları gülümsüyor, intikamın alınmış olduğundan dolayı hissettiği memnuniyet gözlerinden okunuyordu. Bir gün evvel posta gelmiş, muharebe sebebiyle dağıtılamamıştı. Yaralıları memnun etmek için tabur mutemedi bir sürü mektupla hastaneye girdi ve İbrahim Efendi’ye henüz bir senelik zevcesinden gelen mektubu verdi. O saate kadar yarasından şikâyet etmeyen, bütün ağrılara büyük bir metanetle mukavemet eden arslan yüzbaşı kalbinden vuruldu. Gözleri yaşardı. Doktorlar ümidi kesmişlerdi. Artık daha fazla yaşayamayacaktı. Dudaklarından anlaşılmayan birkaç kelime çıktı. Bundan sonra gözlerinde, her sözden daha manalı iki yaş damlası görüldü ve Allahına kavuştu….” Muzaffer Albayrak, 92. Yıldönümünde Gazze Muharebelerini ve bu muharebelerin sembol birliklerinden, daha önce de Çanakkale’de görev almış 125. Alay’ımızı anlatıyor. Her satırı dikkatle okunması gereken, yüreğimizi burkan bu yazı Birinci Dünya Savaşı’nda Sina’da, Filistin’de, Kudüs’te, Nablus’ta kaybettiklerimizi bizlere bir kez daha hatırlatıyor.