GELİBOLU’YU ANLAMAK

Özür…

Çocukluk anılarım içerisinde müstesna bir yeri vardır o resmin … TRT’nin tek kanalının belli saatlerde yayın yaptığı seksenli yıllarda televizyon ekranlarının klasik görüntülerinden biriydi Necefli maşrapa…Saatlerce ekranda durduğu olurdu. Bazen sessiz, bazen de Türk Sanat Müziği eşliğinde….Yayınımız bir süre kesildiğinde anılarım canlandı, sizlerle paylaşayım dedim. ( Geçtiğimiz Cumartesi akşamından itibaren sitemizin yayını teknik bir arızadan dolayı kesintiye uğradı. Bu aksaklıktan dolayı sizlerden özür diliyorum. )

İki Yazı, Bir Polemik…

Son yapılan yol çalışmaları özellikle Avustralya’da ciddi tepkilere yol açarken, Türkiye kamuoyunun beklenen hassasiyeti ( basında çıkan birkaç habere rağmen) göstermediğini düşünüyorum. Bu anlayışla gidilirse yakın zamanda Çanakkale Muharebe Alanları otoparklarla, iki arabanın rahatlıkla geçeceği otoyollarla ve granit mermer taşlarından yapılmış merdivenlerle inilen betonarme ( sözde ) şehitliklerle ve traşlanmış tepelerle dolu bir bölgeye dönüşecek. Sizlere bugün iki ayrı yazı sunmak istiyorum . İlk yazı ülkemizin Avustralya büyükelçisi Murat Ersavcı’nın Sydney Morning Herald gazetesinde 28 Ekim 2008 tarihinde çıkan yazısı. Ersavcı bölgeye gelen ziyaretçilerin güvenliği, rahatlığının önemli olduğunu savaş alanlarına özenle bakılmakta olduğunu belirtiyor. Bill Sellars’ın medyaya yaptığı açıklamaları “saldırganca” bulduğunu ifade ediyor. Dikkati çeken nokta, Büyükelçinin yazısında şu günlerde yapılan çalışmalardan bahsetmek yerine üç yıl önce yapılan Anzak Koyu düzenlemelerini anlatması. Sebebi açık. Bu makale bir yıl önce başka bir Avustralyalı tarihçi Prof. Bill Gammage’i eleştiren yazının büyük bir oranda tekrarını içeriyor. Anlaşılan bu gibi durumlar için hazır makalelerimiz var. Yeri gelince ufak tefek rötuşlarla yeniden yayınlanıyor (!) Hemen ardından Avustralyalı araştırmacı-yazar Bill Sellars’ın Turkish Daily News’ gazetesinde yayınlanan cevabi yazısını okuyacaksınız. Sellars yazısında bu çalışmalara çok sayıda Türk tarihçi ve uzmanın da karşı çıktığını anlatıyor. (T.Y.)

Kut-ül Ammâre Zaferi – Esir Alınan İngiliz Ordusunun Öyküsü – 2 ( M. Birol Ülker )

Mustafa Birol Ülker, makalesinin bu bölümünde kurmaylarının Sin mevzilerinde tutunma teklifini kabul etmeyen General Townshend’in , Kuttülammâre’nin stratejik açıdan daha önemli olduğunu düşündüğünü belirtiyor. General Townshend, aynı zamanda Kuttülammâre’deki İngiliz kuvvetlerini kurtarmak için Basra’dan gelen ve Ammare-Alilgarbi bölgesinde toplanmaya çalışan General Nixon’un kuvvetlerine de zaman kazandıracağını tahmin etmişti. Ancak olaylar hiçte beklediği gibi gelişmeyecektir. Gerideki İngiliz birliklerinin “Felahiye Muharebeleri” adı verilen birbiri ardına taarruzları, kuşatma altındaki arkadaşlarını kurtarmaya yetmeyecek, Townshend Osmanlı Ordusu’na teslim olacaktır. 29 Nisan 1916 saat 14’te 3.Alay Kuttulammare’ye girip hükümet konağına Türk bayrağını çeker. Ülker, Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale muharebelerinden sonra kazanılmış ikinci büyük zafer Kuttülammâre’nin , bütün dünyada geniş yankılar uyandırdığını vurgulamakla birlikte , bu başarının Enver Paşa’nın taktik hatası yüzünden kalıcı olamadığının da altını çiziyor. Nitekim İngiliz ordusu fırsatı çok iyi değerlendirerek yaklaşık bir yıl sonra 11 Mart 1917’de Bağdat’a girecek, bu başarıyla Musul yolunu da açacaktır.

Basından Seçmeler- Yine Dozer ( 27.10.2008 tarihli Hürriyet Gazetesi)

Çanakkale Muharebe Alanlarına yapılan son düzenlemelerle ilgili tepkiler devam ediyor. Çanakkale Savaşı’nda uzman araştırmacıların görüşlerini de tekrar hatırlamakta fayda var. İşte “Çanakkale 1915” adlı kitabın yazarı Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Haluk Oral, Gazeteci Gürsel Göncü ile birlikte yazdıkları “Siperin Ardı Vatan” kitabından tanıdığımız Şahin Aldoğan’ın görüşlerini, Valiliğin konu ile ilgili açıklamasını Sefa Kaplan 27.10.2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yazdı.

Avustralya Medyası Ne diyor ? ( Serpil Karacan Sellars )

Öncelikle belirtelim; Çevre Orman Bakanlığı , Doğa Koruma ve Milli Parklar Gen. Müdürlüğü’nden sitemize gönderilen açıklamayı “ Dozerlerin İstilasındaki Çanakkale” adlı makalenin yorumlar bölümünde okuyabilirsiniz.
Gazeteci Serpil Karacan Sellars, Kırmızısırt bölgesindeki çevre düzenlemesinin Avustralya medyasındaki yansımalarını yazdı. ( 27.10.2008 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde Prof. Haluk Oral, Şahin Aldoğan ve Bill Sellars’ın yapılan işlemin yanlış olduğunu belirten açıklamalarının yer aldığı küçük bir haber dışında bizim medyamız sessizliğini koruyor! ) Avustralya’nın Gazi İşlerinden sorumlu Bakanı Alan Griffin, ikinci sırtta yol yüzeyinin yenilenmesi konusunda Ağustos’ta bilgilendirildiklerini ancak tahribatın ‘yol kenar’ çalışmalarından kaynaklandığının görüldüğünü belirterek, Gelibolu bölgesinde yollarla ilgili tekrar bir problem yaşanıyor olmasından endişelendiklerini ve çalışmaların durdurulmasını istediklerini söylüyor . Ülkenin büyük gazeteleri Türkiye’nin Avustralya büyükelçisi Murat Ersavcı’nın görüşlerine de yer verdi. Yalnız sayın büyükelçinin açıklamalarıyla valiliğin açıklamaları arasındaki çelişki dikkat çekici. İşin en trajik yanı, kendi toprağımızdaki çevre düzenlemeleri konusunda başka bir ülkenin çok daha duyarlı olması. Ne dersiniz? (T.Y.)

Dozerlerin İstilasindaki Çanakkale ( Serpil Karacan Sellars )

Topkapı Sarayı’na dozerler girmiş, yol genişletme çalışmaları yapılacak, bazı binaların bir kısmını da yıkacaklarmış diye bir haber duyduğunuzda neler hissedersiniz? Ya da Dolmabahçe Sarayı’nda ziyaretçiler daha iyi gezsin diye bazı odaların genişletileceğini, bazı duvarların yıkılacağını duysanız? Ne yazık ki Çanakkale Muharebe alanlarının Arıburnu cephesi Kırmızısırt bölgesinde şu günlerde yapılan düzenlemelerin yukarıda saydığım akla bile gelmeyecek uygulamalardan farkı yok. Açık söyleyeyim; Çanakkale Muharebe Alanlarında yeni bir düzenleme var deyince tüylerim diken diken oluyor (!) Lütfen sayın yetkililer ! Muharebe alanlarına dozerden once tarihçiler girsin, uzmanlar girsin! Lütfen her hangi bir girişimde bulunmadan önce bir danışın ! Böyle giderse 1. Dünya Savaşı’nın en önemli mirası bu topraklar , otoparkların, otobüsler rahat manevra yapsın diye genişletilmiş asfalt yolların altında kalacak. Ne yazık ki bu konuda ülkemiz çok daha duyarlı olması gerekirken, ilk uyarı da Avustralya’dan diplomatik ve medyatik kanallarla bize yapılıyor. Gazeteci Serpil Karacan Sellars , eşi Bill Sellars’ın çektiği fotoğraflarla desteklediği , Gelibolu’yu Anlamak için kaleme aldığı yazısında , Çanakkale’deki Müttefik Ordusu Komutanı General Ian Hamilton’un askerlerine verdiği Kaz! Kaz! Kaz! emrinin günümüzde dozerlerle bizim tarafımızdan (!) yerine getirildiğine dikkati çekiyor.

Kut-ül Ammâre Zaferi , Esir Alınan İngiliz Ordusunun Öyküsü- 1 ( M. Birol Ülker )

Kuttülammâre Zaferi, Birinci Dünya Savaşı’nda kazandığımız en önemli zaferlerden birisidir. Çanakkale Savaşı’nın gölgesinde kalsa da İngilizlerin prestijini hiç beklemedikleri şekilde sarsmış, General Charles Townshend dahil çok sayıda yüksek rütbeli İngiliz subayı esir düşmüş, Irak cephesinin her iki taraf açısından öneminin daha da artmasına neden olmuştu. Ne yazık ki, Osmanlı Ordusu bu zaferle ele geçirdiği inisiyatifi , ilerleyen aylardaki hatalı kararlarla devam ettirememiş, bir yıl sonra İngilizler karşısında ağır yenilgilere uğrayarak Bağdat’ı ve sonraki dönemde de tüm Irak’ı terk etmek zorunda kalmıştır. Uygarlıklar beşiği Mezopotamya’daki dörtyüz yıllık Osmanlı egemenliği böylelikle sona eriyordu. Bölgenin günümüzde bile istikrarlı bir yönetime kavuşamadığının altını da çizmek gerekiyor. Araştırmacı Mustafa Birol Ülker, Birinci Dünya Savaşı Irak cephesinin genel bir değerlendirmesini yapıyor, Kuttülammâre kuşatmasının ve zaferinin perde arkasını bizlerle paylaşıyor. Bu yazı daha önce “Irak’ta koskoca İngiliz ordusunu esir ettik ama Bağdat’ı kaybettik [1916’da esir aldığımız İngilizler’e 1917’de Irak’ı teslim etmiştik Savaşı Kazanıp Bağdat’ı Kaybettik] ismiyle, Hürriyet Tarih’in 15 Ekim (2003) Çarşamba günkü sayısında (s.4-9) yayımlanmıştır.

Teröre Lanet… Sağduyuya Çağrı ( Tuncay Yılmazer )

Türkiye yine 15 güzide evladını şehit verdi. 1992 yılından bu yana defalarca basılmış , onlarca şehit verilmiş bir karakola 350 kişi olduğu belirtilen ağır silahlara sahip bir terörist grubu güpegündüz saldırdı. Hava kararana kadar süren çatışmada 15 fidanımız Hakk’a yürüdü. Yine Türkiye’nin dört bir yanına ateş düşecek, hamasi konuşmalar yapılacak, bu acıları istismar etmek isteyenler olacak. PKK’lılar da ellerini ovuşturarak tam da istediklerinin gerçekleşmesinin keyfini yaşayacak. Ama hayır! Şehitlerimizin yüreklerini teröristleri sevindirerek daha da sızlatmayalım. Onlar aslında bize ne yapmamız gerektiğini gösterdiler. Baksanıza. Kırklareli’nden Diyarbakır’a, Kastamonu’dan Siirt’e olmak üzere hepsi Türkiye’min dört bir köşesinden…Çanakkale’nin minik bir kopyası gibi adeta. Türkiye büyük bir medeniyetin yükünü omuzlarında taşıyor. Hepimiz bunun sorumluluğuyla hareket etmeliyiz. Terörün çaresi daha fazla militarizasyon değil tam tersi demokrasi, insan hakları kavramının daha da ön plana çıkarılması, ırkçılığa hiçbir şekilde prim verilmemesidir. Hatırlayın “Arabın Arap olmayana üstünlüğü yoktur” diyerek etnik ayrımcılığı reddeden Hz. Peygamber(S.A.V)’i… Ve yine hatırlayın ; etnik-dini çatışmalarda yakınlarını kaybetmiş bir Hindu arkadaşına annesi babası öldürülmüş bir Müslüman çocuk bulmasını ve onu Müslüman geleneklerine göre yetiştirmesini öğütleyen Gandhi’yi. Şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı diliyorum. Onlara çok şey borçluyuz.

Çanakkale Savaşı ve Diplomasi ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Savaşı “hasta adam” olarak nitelenen Osmanlı Devleti’nin dönemin süper güçlerine karşı hiç beklenmedik ölçüde üstün maneviyatı ve direnişi ile kazandığı muhteşem bir zafer. Günümüz Türkiye’sine Osmanlı’dan miras kalan en önemli sembol mücadelelerden birisi olduğuna da kuşku yok. Aynı zamanda Çanakkale Savaşı, müttefiklerin kendi aralarında da bir “diplomasi” savaşı olarak nitelenebilir. Her hangi bir askeri harekât başlangıçta belli hedefleri olsa da , özellikle süre uzar, beklenen sonuçlara ulaşılamaması durumda diplomatik yeni girişimlerin olması kaçınılmaz. Bu kural yirminci yüzyılın başlarında da aynen geçerliydi. Çanakkale seferinin uzaması İngiliz ve Fransızların hesaplarını yeniden gözden geçirmesine yol açmış, St. Petersburg’u ise büyük bir beklentiye sokmuştur. Avrupa savaş alanlarında müttefik orduları kurmay heyetleri her şeyden önce stratejik bir gaye güttükleri halde Türkiye Asyasında stratejik gaye ikinci planda kalmakta ve müttefiklerden birinin ordusu tarafından elde edilen herhangi bir başarı ötekiler için hoşnutsuzluğa yol açmaktaydı. 4 Mart 1915 tarihinde Rus tarafından gelen sürpriz öneri İngiltere ve Fransa’yı zor durumda bırakmıştır. Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Rusya’nın yalnız İstanbul ve boğazları değil , İmroz-Bozcaada , ve Trakya’da Enez-Midye hattının doğusunu istediğini belirtiyordu.

Kültür Dergisi Osmanlı’da Çocuk Özel Sayısı ( Fatih Güldal )

Her sayısında seçtiği konuyu derinlemesine işleyen, nitelikli makaleleriyle edebiyat ve sosyal bilimler dünyasında saygın bir yere sahip olan Kültür Dergisi bu sayısında “Osmanlı’da Çocuk” konusunu işliyor. İşlenen konular birçok klişeleşmiş bilgilerimizi de sorguluyor. Nasıl mı? Güldal’ın belirttiği gibi… “Günümüzde bazı çevreler Osmanlı Devleti’nin eğitim sisteminin geri kalmışlığını, genç neslin çokça ihmal edildiğini söylemekte ve spekülatif tartışmalara neden olmaktadır. Özellikle elinde uzun sopasıyla karikatürize edilen sıbyan mektebi hocaları, falaka ve tabiî ki okuma yazma oranının az olmasındaki en önemli sebep olan Arap harfleri konunun vazgeçilmezleridir. Gerçeklerden genellikle uzak, bütünlükten yoksun bu değerlendirmeler Osmanlı Devletinde çocuk eğitiminin, çocuk edebiyatının daha doğrusu öznesi çocuk olan her şeyin yanlış ve eksik anlaşıldığını göstermektedir. Bugün çıkarılan çocuk dergilerinin sayısı ile Tanzimat döneminde çıkarılan çocuk dergilerinin sayıları karşılaştırıldığında geçmişin hep kötü ve eksik olduğu tespitinin nasıl da yanlış olduğu görülecektir. Günümüzde ilk eğitime başlama yaşının yedi Osmanlı döneminde ise dört olduğu düşünüldüğünde sık tekrarlanan bazı ezberlerin bozulacağı kesindir. Çocukları okula ısındırmak için yapılan “bed-i besmele” ya da “amin alayı” törenlerinin bile yıllardır uygulanan bir geleneğin penceresinden ailelerin çocuklarının eğitimine nasıl önem verdiklerinin müşahhas bir kanıtıdır.” İrtibat Tel: 0212 4910427