Çanakkale muharebelerinde birçok alay kahramanca mücadele vermiştir. Ancak o alaylardan 27’nci Alayın kahramanlığı hiçbir zaman unutulmamaktadır. Bu Alay, Çanakkale Kara Muharebelerinin başladığı gün üstün gayret ve fedakârlıklarıyla Arıburnu mıntıkasına çıkan müttefik askerlerini karşılayan ve onlara ilk ateşi açan alaydır. Arıburnu’ nda bu ağır yükü özellikle Alayın 2. taburunun 4. bölüğü sırtlamıştır. Bu bölük, düşmanın amansız makineli tüfek atışlarına ve sayıca üstün askerlerinin yaptığı yoğun ateşe karşı şahadete erene kadar sahil kısmını savunmuşlardır. Bölük ve takım komutanları ağır yara almış, eratları kanlarının son damlasına kadar harcamış, fakat düşman bu fedakâr bir avuç eratın gönlündeki vatan aşkını ve muharebe sırasındaki direnme ruhunu kıramamıştır. Özellikle Haintepe önlerine çıkan düşman askerlerine karşılık veren Lâpsekili Asteğmen Muharrem komutasındaki 2. Takım erlerinin göstermiş olduğu cesaret ise anlatılması gereken ayrı bir destandır. Kıyıda bekleyen 2 manga, düşmanın ilk ateşinde geriye çekilmemişler, ateşe karşı göğüs gererek vuruşmuşlardır. Akabinde şehadete ermişlerdir. Bu takım komutanı Asteğmen Muharrem ilk günkü muharebede yaralanmış, takımındaki 90 erden sadece 3 kişi o günkü muharebelerden sağ çıkabilmiştir.
Mor Salkımlı Ev – Halide Edip Adıvar ( Tuncay Yılmazer ) – 2.Bölüm
Mor Salkımlı Ev’in ikinci bölümünün büyük bir kısmı Halide Edip’in Birinci Dünya Savaşı sırasında gittiği Suriye anılarından oluşuyor. Peki o zor yıllarda bazı yakın dostlarının da itirazına rağmen neden Suriye’ye gitti? “ ….bu vaziyette her insan mutlak insaniyete elinden geleni yapmak ister. Benim için tek saha talim ve terbiye sahası olabilirdi. O hizmet sahasını bana Lübnan ve Arap diyarı açtı. Ayn Tura yetimhanesi’ndeki çocukların sayısı sekiz yüze çıkmış olduğunu, gerek orası ve gerekse Lübnan ve Suriye’de hazırlanmış plana göre mektep açma faaliyetini deruhte etmemi Cemal Paşa tekrar teklif ettiği zaman hiç düşünmeden kabul ettim.” Savaştan etkilenmiş Ermeni, Kürt, Arap yetim çocukların yaşadığı, imkansızlıklarla boğuşan Ayn Tura yetimhanesinde yaşadıkları Halide Edip’i bir hayli etkileyecektir. Kitabın bu bölümü ikinci bir “Zeytindağı” olarak nitelenebilir mi? Belki evet. Ancak Halide Edip’in anılarını Falih Rıfkı ( Atay )’ ın Suriye anılarına göre daha samimi bulduğumu belirtmeliyim. . Çok daha önemlisi Falih Rıfkı’da kendini hissettiren Araplara karşı zaman zaman ırkçı dahi sayılabilecek tepeden bakış Halide Edip’te yok. Öte yandan bu bölümde ; Birinci Dünya Savaşı sırasında Türk aydınları arasında görülen milliyetçiliğin homogen nitelikte olmadığını, ırkçılıktan daha hoşgörülü, diğer kültürlere de saygılı olanlara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığını da görebiliyoruz.
Mor Salkımlı Ev –Halide Edip Adıvar ( Tuncay Yılmazer )-1. Bölüm
Mor Salkımlı Ev , Osmanlı son dönemi ve Cumhuriyet döneminin en önde gelen münevverlerinden Halide Edip Adıvar’ın yaşamının Birinci Dünya Savaşı’nın bitimine kadar olan dönemini anlatan bir otobiyografi. Selim İleri’nin de kitabın sunuşunda belirttiği gibi “ Mor Salkımlı Ev , yakın tarihimizin ruh iklimini anlamak, kavramak ve o iklimde yaşamak açısından eşsiz bir anı kitabı . Bu eserde Halide Edip kendi çocukluğunu , yetişme yıllarını, ilk yazılarını , ilk evliliğini , eşinden ayrılışını ve tabi ki bizim açımızdan da son derece önemli olan Birinci Dünya Savaşı yıllarını “Mor Salkımlı Ev”in penceresinden kendi gözüyle anlatıyor, milliyetçilik anlayışının şekillenmesini , dönemin İttihatçı aydınlarının aralarındaki milliyetçilik tartışmalarını bizlere yansıtıyor. “Garbın Türkiye’deki Müslüman Türklerle , herhangi cinsten Hristiyanları bu suretle ayırt etmesi Türkiye’deki milliyetçilik hissinin ölçüyü aşan feveranının başlıca sebeplerinden biri olmuştur. Adeta Türklerin bazılarına kendilerinin intihap edilmemesi , ancak aralarında Müslüman ve Türk olmayanları imha ile mümkün olabileceği hissini şuuraltı olsa dahi aşıladı.”
İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesi ( Tarık Suat Demren )
Tarık Suat Demren bu yazısında İslam Bilim Teknoloji Tarihi Müzesini tanıtıyor bizlere. Halife Me’mun’un haritası, Sufi’nin gökküresi, Takiyüddin’in su pompası, dünyanın ilk tankı, Cezeri’nin mekanik aletleri gibi Müslüman alimlerin bilim dünyasına armağan ettiği, ancak tarihin tozlu sayfaları arasında unutulan yüzlerce keşif, Türkiye’de de bir araya gelmiş oluyor. Müze, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), TÜBİTAK, Frankfurt Goethe Üniversitesi Arap İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü ve Büyükşehir Belediyesi arasındaki işbirliği çerçevesinde oluşturuldu, mekanı da Sur-ı Sultanî içerisinde bulunan ‘Has Ahırlar’. Müzenin teşhir ve tanzim çalışmalarını gerçekleştiren ise Frankfurt Üniversitesi Arap-İslam Bilimleri Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Fuat Sezgin. Demren Müslümanların doğa bilimleri, matematik, astronomi, fizik, kimya, coğrafya, jeoloji alanlarındaki hizmetlerini neredeyse kimse bilmediğini oysa Müslümanların dünya sahnesine çıktıkları ilk on yıldan itibaren diğer medeniyetlerde görülmedik bir hızla bilimsel gelişmelere katkıda bulunduklarını belirtiyor. Birçok modern bilim, bugün bilinenin aksine yüz-iki yüzyıl öncesine değil, 9 ile 16. yüzyıllarda yaşamış İslam bilginlerine dayanmakta. Dolayısıyla bu müze, gizli kalan bir medeniyeti günümüz insanının gündemine taşıması açısından büyük önem taşıyor. Tarık Suat Demren bu konu vesilesiyle Dünya tarihi sınıflandırmasında sürekli kullanılan “Ortaçağ” ifadesinin kimin ortaçağı olduğunu da sorguluyor. İslam dünyasının mı, Hind’in mi, Çin’in mi yoksa Avrupa’nın mı?
100. Yılında II. Meşrutiyet (“Didar-ı Hürriyet” kitabının yazarı Sacit Kutlu İle Söyleşi )
Milli Mücadelenin başlangıç noktalarından Erzurum Kongresi’nin özellikle II. Meşrutiyet’in ilanına denk düşürtüldüğünü, ve yine II.Meşrutiyet’in ilanı yıldönümlerinin 1930’lu yıllara kadar ülkemizde bir bayram olarak kutlandığını bilmem duymuş muydunuz? İçinde bulunduğumuz günler yakın tarihimizin en önemli olaylarından, demokrasi ve modernleşme yolculuğumuzun köşe taşlarından birinin, II.Meşrutiyet’in ilanının 100. Yıldönümü. Bundan tam bir asır önce bir kısım aydın, subay ve bürokrat Sultan II. Abdülhamid’e karşı yıllardır yürüttükleri mücadelenin sonucunu almış, padişah saltanatının ilk yıllarında kapattığı Meclis-i Mebusan’ı açmak, Kanun-u Esasi’yi kabul etmek zorunda kalmıştı. Altı asırlık bir İmparatorluğu tarihindeki son dönemecini, İttihat-Terakki’yi, II. Abdülhamid’i , II. Meşrutiyet’i o dönemleri inceleyen en yetkin araştırmacılardan biriyle, Dr. Sacit Kutlu ile konuştuk. Kutlu’nun daha önce sitemizde tanıtımını da yaptığımız “ Balkanlar ve Osmanlı Devleti” ( Bilgi Üni. Yay. ) ve Sedat Simavi Ödülleri 2004 Sosyal Bilimler Övgüye Değer Eser Ödülü alan “Didâr-ı Hürriyet – Kartpostallarla II. Meşrutiyet 1908-1913” ( Bilgi Üni. Yay.) adlı iki kitabı, çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunuyor.
Küller Ardında Bir Mucize – Akbaş Şehitliği ( Ahmet Yurttakal)
Ahmet Yurttakal , geçtiğimiz hafta sonu , Gelibolu Yarımadası’ndaki son yangında alevlerin mahvettiği yerleri gezdi. İzlenimlerini yazdı ve görüntüledi. Yurttakal Akbaş Şehitliği’ne kadar uzanan alevlere rağmen, şehitliğin fazla zarar görmediğini özellikle belirtiyor. Aynı zamanda savaş sırasında cephanelik olarak kullanılan Yalova köyü yakınındaki bir bölgede de yangın sırasında patlamalar olduğunun altını çiziyor. Dileriz bir daha böyle felaketler yaşanmaz.
Çanakkale Cephesinden Anzac Günlükleri ( M. Onur Yurdal )
Onsekiz Mart Üniversitesi “Çanakkale Savaşları Araştırma ve Tanıtma Topluluğu”nun ilk kitabı olan “Çanakkale Cephesinden Anzac Günlükleri” adlı çalışma yayımlandı. Söz konusu çalışma Çanakkale Muharebelerinde bulunmuş, savaşı politik, siyasi yönleriyle ele alan , gelişmeleri yakından takip eden Avustralya ve Yeni Zelandalı, İngiliz asker ve gazetecilerin vs. günlüklerinden oluşmaktadır. Orijinal metinlerden Türkçeye çevrilerek, topluluğun Akademik Danışmanı Niyazi SEZEN ve Yönetim Kurulu üyesi İsmail SEZGİN’ in editörlüğünde yayına hazır hale getirilen bu eser “Çatı Kitaplar” tarafından basıldı. Günlüklerin içerikleri savaşa ait kimi noktalarda bazı soru işaretlerini daha da artırırken orijinal bilgileri ve özgün oluşuyla zenginliğini ve farkını ortaya koyuyor. Çanakkale Savaşlarına farklı bir pencereden bakmak isteyenler, bu kitabı topluluğun resmi sitesi olan www.canakkalesavaslari.net web adresinden temin edilebilirler.
Çanakkale Cephesinde Bir Doğa Tarihçisi ( Deniz Biriken )
Çanakkale Muharebeleri çok sayıda milletten asker içermesiyle dikkati çeker. Bunların arasında da sonraki yıllarda devlet adamı, genel vali, üst düzey asker olarak görevlerini sürdürenler olduğu gibi , askerlikle harici dallarda önemli işlere imza atan kişiler de vardır. Biyolog Deniz Biriken , Anzak saflarında görev alan bir bilim insanının , Albay Neville Manders’in hayatını , Çanakkale Savaşı sırasındaki çalışmalarını araştırıyor. Albay Manders’in önemli bir entemolog (böcekbilimci) olduğunu belirten Biriken, bazı kelebek türlerine de isim verdiğinin altını çiziyor. Yine Biriken’in verdiği bilgilere göre, Manders’in aynı zamanda entomoloji ve zooloji cemiyetlerine de üye olduğunu öğreniyoruz. “The Butterflies of Mauritus and Bourbon” adlı 1907 yılında yayımlanmış bir kitabı da vardı.
Doğa Tarihçisi, Entemolog Albay Neville Manders, Çanakkale Savaşı’nda Arıburnu cephesi No:3 Karakol mevkiinde, Sarıbayır Harekâtı’nın bütün şiddetiyle sürdüğü 9 Ağustos sabahı seken bir kurşunla ölmüştü. New Zeland No:2 Outpost mezarlığında gömülüdür. Biriken’in ( çalışmalarının daha başlangıç aşamalarını sunduğu ) bu kısa ama önemli makalesi bizlere, Çanakkale Savaşı’nın sadece askeri ya da siyasi değil daha farklı yönlerinin de araştırılması gerektiğini gösteriyor.
555. Yıl Dönümünde Kültür Dergisi’nden Fetih Özel Sayısı ( Fatih Güldal )
Fatih Güldal , editörlüğünü yaptığı Kültür Dergisi Fetih Özel sayısını tanıtıyor bizlere. Dergide İstanbul’un fethinin siyasi neticelerinden fetih üzerine oluşturulan edebiyata, fethin sosyal hayatta yarattığı değişmelerden mimari üzerindeki etkilerine kadar birçok alanda önemli kalemlerden yazılar mevcut. İstanbul Üniversitesi Tarih bölüm başkanı Prof.Dr. Fahameddin Başer fethin Türk ve İslam dünyası üzerinde yarattığı etkileri, Doç.Dr. Ahmet Kavas ise fetih kavramını irdelemiş. İdris Bostan Fetih sürecinde Osmanlı deniz gücünün fethe katkısını anlatırken, Prof.Dr. Mehmet İpşirli Fatih dönemi ilim hayatını konu alan bir makale hazırlamış. Tarihçi Dursun Gürlek Fatih Sultan Mehmed’in kütüphanecisi Molla Lütfi’nin ilginç hayat hikâyesini, Nakkaş Semih İrteş ise Fatih dönemi nakkaşhane üslubu başlıklı yazısını okuyucuyla paylaşıyor. Prof.Dr. Semavi Eyice bugünlerde hayata geçirilmeye çalışılan bir problemi dile getirmiş: İstanbul’un tarihi mahalleleri ve bunların değiştirilmek istenen adları. Daha birçok usta yazarın bulunduğu Kültür Dergisi fetih özel sayısı yine göz alıcı bir görsellikle ve tatmin edici bir içerikle okuyucusunun ilgisini bekliyor. İrtibat: kulturdergisi@yahoo.com.tr, Tel: 212 4910427
İnsansız Tarih ( Zümrüt Sönmez )
Devlet ve kurumlar merkezli , yukarıdan yazılan tarih anlayışında tasnifçi, genelleyici bir tarzın hakim olduğunu vurgulayan Zümrüt Sönmez, kendini sadece olumlu özellikleriyle tanımlayan bir ulusun, kendisi gibi olmayan diğer halkları tehdit olarak gördüğünü belirtiyor. Sönmez, “insan odaklı tarih yazımı”nı öneriyor. Kendi ifadeleriyle söylersek ; “Tarihe insani açıdan yaklaşmak, salt siyasi/bilimsel yorumlar yerine, insani haslet ve hassasiyetlerimiz çerçevesinde yeni yorumlamalar yapmak, geçmişin sorumluluğunu yükleyecektir omuzlarımıza. Ancak diğer yandan devlet-siyaset bağlamında yapılacak soyutlamaları insanileştirecek, hüküm ve karar sahiplerini daha duyarlı olmaya itecektir ister istemez. İnsanın ve onun hatıralarının tarihin ve aslında hayata bakışımızın içine konumlandırılması, bizlere unuttuğumuz komşu akraba sohbetlerini, yaşlılarımızın, büyüklerimizin dizleri dibindeki yeri de geri verecektir. Geçmişimizi bugünümüze yaklaştıracak, onu daha derinden daha insani okuyup anlamlandırmamızı sağlayacak, daha çoğulcu, daha hassas, donuk/statik olmayan, aksine yarın için çözüm üreten, toplumsal ilişkileri düzenleyen bir tarih algısına, geçmiş okumasına bugün çok fazla ihtiyacımız olduğu bir gerçektir. “ Zümrüt Sönmez , Çanakkale Savaşı Kitapları ile bilinen Yarımada Yayınlarının Editörü.