GELİBOLU’YU ANLAMAK

NTV Tarih’in Kapanması Üzerine Birkaç Not… ( Tuncay Yılmazer )

NTV tarih dergisi şimdiye kadar çıkan tarih dergileri arasında farklı bir yere sahipti. İlk çıktığında kapak tasarımı ve logosu dahil BBC History dergisini andıran dergi zaman içerisinde, tarihimizin zenginliği, Anadolu’nun medeniyetler beşiği olması nedeniyle kendi özgünlüğünü kazanmıştı. Dergi akademik yazı ile popüler yazı arasındaki dengeyi iyi tutturmuştu. Rahat okunan yazılar görsellikle de desteklenince kalitesi yüksek, tarihle ilgilenen her kesimden okuyucuyu tatmin eden sayılar ortaya çıkıyordu.
Çoğu sayısını almış bir okuru olarak derginin hiç eleştirilecek yanı yokmuş gibi söylemiyorum. Ancak Türkiye’de tarih alanında kendine özgü bir yer tutturmuş , nitelikli , kaliteli bir tarih dergisi bu kadar kolay kapatılmamalıydı. Kapatılmasına neden olarak gösterilen Gezi Parkı Olaylarına bir tarih dergisinin kayıtsız kalması mümkün değildi. ( İnternetten okunan sayısından da bir hayli düzeyli hazırlandığı, çok sayıda uzmanın , akademisyenin görüşüne yer verdiği belli oluyor. ) NTV Tarih’in patronları Türkiye tarihinin çok zengin, ancak zengin olduğu kadar fay hatlarının , kırılma noktalarının da bir o kadar fazla olduğunu , meseleyi hangi açıdan alırsanız alın tepkilerle karşılaşılacağını biliyor olmalıydılar. Suya sabuna dokunmayan , ya da sadece belli bir görüşün dergisi olacaksa onun adı da tarih dergisi olmaz herhalde propaganda broşürü olurdu.

Çanakkale Muharebe Alanlarının Şehitlik İnşasıyla İmtihanı! (Muzaffer Albayrak)

Şehitliği ihya etmek; belge ve bilgiye dayanarak yeri tespit edilen şehitliklerin, olduğu yerde aslına olabildiğince uygun, topografyaya, çevreye zarar vermeden lokalize edilmesi, etrafının çevrilmesi, varsa mezar taşlarının ortaya çıkarılması, şehitlikle ilgili tanıtım levhaları ve mezar taşlarında ismi olan şehitlerin isimlerinin şimdiki alfabe ile yazılması dışında fazladan yazı, kitabe, anıt konulmamasıdır. Mevcudun muhafaza altına alınmasıdır. Şehitlik alanında yapılacak her türlü düzenlemede olabildiğince çevreye uyumlu, ahşap malzeme kullanılmasına özen gösterilmesidir.
Şehitlik inşa etmek ise; şehitliğin yerinin gerçek yeri olsun olmasın müteahhidi zora koşmayacak en uygun bir yerde (Kesikdere Şehitliğinde olduğu gibi) yapılması; şehitlik yapıyorum diye muharebe alanlarının altının üstüne getirilmesi; ziyaretçiler otobüsleriyle rahatça gelsin, yürüme zahmetine katlanmasın diye siper alanlarının üstüne otopark yapılması (Bombasırtı örneği); ne kadar fazla beton, mermer ve granit, o kadar fazla “hakediş” düsturundan hareketle vara yoğa mermer ve granit kullanılması; estetikten yoksun, bulunduğu alanla uyumsuz, ilgisiz anıtların dikilmesi demektir.

100. Yıl’a Doğru Yazıları- Çanakkale’de Şehitliklerin İhyası Gerçekten Gerekli mi? ( Tuncay Yılmazer )

2000’li yılların ortalarından itibaren Çanakkale Savaşı’na olan ilginin artışıyla birlikte atıl durumda olan şehitliklerin yeniden düzenlenmesine girişildi. Yeni anıt, simülasyon merkezi gibi projelerle birlikte kapsamlı planlar ve projelerle yarımadanın dört bir yanında mezarlık düzenlemeleri başladı. Beyaz granitlerle inşa edilmiş otoparklarıyla (!) birlikte çok sayıda şüheda kabristanı yarımadanın çeşitli yerlerinde boy gösterdi.
Çoğu estetikten yoksun granit ve beton yığınlarına dönüşen şüheda kabristanlarının inşası da doğal çevreye zarar vermeye başladı. Grayderler, iş makinaları, devasa kamyonların görüntüleri, şehitlikler gerçekten ihya mı ediliyor? sorusunu akla getirdi. Yabancı mezarlıklardaki çevreye uyum ve sadelik de bir türlü sağlanamadı.
Bugün Gelibolu Yarımadası artık beton, granitten şüheda kabristanı, anıt vs. gibi yapılar için haddinden fazla dolmuştur. Bölgenin aynı zamanda tarihsel değeri de olan doğal yapısı yapılan düzenlemelerle yeterince zarar görmüş, hatta bazı doğal yapıların orijinal hali bozulmuş ya da yok olmuştur! (örneğin; yol yapım çalışmaları nedeniyle traşlanan Haintepe ya da yolun çökmesi nedeniyle duvar örülen Anzak koyu !)

Osmanlı Askerî Tarihi, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri-1792–1918 (Yayına Hazırlayan: Doç. Dr. Gültekin Yıldız)

Yakın zamana kadar kulaktan dolma bilgilerle tanınan, ulemanın muhafazakârlığı yüzünden Batı’daki teknolojik gelişmelere ayak uyduramadığı iddia edilen, zaferleri abartılıp hezimetleri yeterince analiz edilmeyen son dönem Osmanlı askeriyesine dair önyargıları sorgulatıp okuyucularını birçok kere şaşırtacak bir çalışma; Osmanlı Askerî Tarihi / Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri 1792-1918.
Dr. Gültekin Yıldız’ın editörlüğünde hazırlanan bu kitap, hepsi Osmanlı askerî tarihinde uzmanlaşmış olan akademik kariyerinin farklı seviyelerindeki 10 araştırmacının katkılarıyla hazırlandı. 1792-1918 arası dönemde Osmanlı askeriyesinin farklı kuvvetleri (kara, deniz, hava) ve farklı sınıfları (piyade, süvari, topçu vs.), barış ve savaş zamanı faaliyetleri, teşkilatı ve askerî sanayii ilk kez bu kolektif eserde bir arada ve görsel malzemeyle desteklenmiş olarak ele alındı.
Osmanlı Devleti’nin en uzun yüzyılını, sadece muharebelerle sınırlı kalmadan politik, sosyal, kültürel, ekonomik ve teknolojik boyutlarıyla askerî tarihi üzerinden yeniden tanımaya var mısınız?
(Tanıtım Bülteninden)

Balkan Savaşları Günlüğü – Boğdan Filov (Hazırlayan: Hüseyin Mevsim)

Bugüne kadar Balkan Savaşları ve yenilgilerin sebepleri üzerine pek çok kitap okudunuz, peki Osmanlı ordusunun çekildiği bu topraklarda daha sonra neler yaşandığını biliyor musunuz? Osmanlı padişahlarının inşa ettirdiği camiler, baha biçilemeyen elyazması eserler, halı, silah ve her biri birbirinden değerli, döneminin sanat zevkini yansıtan mezar taşlarının başına neler geldi?
Türkçeye ilk kez çevrilen bu günlükler ve hiçbir yerde yayımlanmamış fotoğraflar sayesinde sahipsiz Balkan topraklarında neler yaşandığını, kültürel mirasımızın nasıl yok edilerek muazzam bir medeniyetin izlerinin silinmeye çalışıldığını Balkan Savaşları Günlüğü’nde ibretle okuyacaksınız (Kitap Tanıtım Yazısından)

İlber Ortaylı Seyahatnamesi

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya bir yandan okurken diğer yandan da gezme imkânı bulanlar? Küçük bir bavul ve rehber kitaplarıyla Orta Asya’dan Avrupa’ya, Kafkaslar’dan Ortadoğu’ya 45 yıldır gezen “seyyah” İlber Ortaylı’ya eşlik etmek isterseniz İLBER ORTAYLI SEYAHATNAMESİ tam size göre…
(Kitap Tanıtım Yazısından)

Tarihçi-Yazar Muzaffer Albayrak İle Söyleşi (Yunus Emre Tozal)

Tarihçi-Yazar Muzaffer Albayrak, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili çok sayıda çalışmaya imza atan bir araştırmacı. Kendisiyle Çanakkale’de yaşananları, dünüyle ve bugünüyle detaylıca konuştuk. Müthiş bir söyleşi oldu. Ayraç’ın bu sayısı, Çanakkale sayısında bir algı metaforuna imza atıyor.

Söyleşi sonunda Çanakkale’ye dair algımızı, tarihe bakışımızı, vicdanımızı, yeniden sorgulamamız gerektiğine inandık. Bu röportajı özellikle okumanızı, çevrenize okutmanızı tavsiye ederken; sizlerin de Çanakkale’ye dair bildiklerinizi, ve bundan sonrası için yapabileceklerinizi tekrar gözden geçirmenizi diliyoruz.(Y.E.T.)

GEO Dergisi Nisan 2013 Sayısında Hayal Kırıklığı ( Tuncay Yılmazer )

Bu ayki GEO dergisi’nin Arıburnu dosyası tam bir felaket. Atlas dergisinde 57. Alay yürüyüş yolu, ya da hâlâ sahaflarda aranan 1915 dosyası gibi özel, orijinal dosyalar hazırlamış, ATLAS Tarih ile de bu yolculuğuna devam eden grubun başka bir dergisinde bu derece özensiz, hatalarla dolu bir yazı yayınlanması hayret verici. Arıburnu Anzak çıkarmasını Mahmut Sabri Bey karşılamış, Anzaklar Kocaçimentepe’yi birkaç kez ele geçirmiş, Anzaklar 40.000 ölü vermiş vs. vs. Yabancı bir tarih dergisinin editörü olan yazar yanlış yazdı diyelim. Çeviri hiç mi kontrol edilmez? Hiç mi bir uzmanına okutturulmaz? Dergi editörlüğüne yazdığım mesaja da hiç yanıt alamadım. Şüphesiz Çanakkale Savaşı anlatımında hatalar olabilir. Tartışmalı konular da vardır. Ancak daha işin abc’sinde özensiz davranılması üzücü. (T.Y.)

Çanakkale Cephesinde Varlık- Yokluk Tartışmaları Belgeler Ve Gerçekler (Osman Koç)

Bu makale, Sayın İsmail BİLGİN’in, “Türk Askeri Çanakkale’de Aç-Bilaç Savaştı (!) başlıklı makalesine cevap olmak üzere hazırlanmıştır. Harp tarihine ilişkin belgeler ne derse desin şu bir gerçektir ki o günleri cephede ve cephe gerisinde yaşayanların en çok şikâyet ettikleri konu açlıktır, yokluktur. Bizler de, çevremizdeki güngörmüş ihtiyarlarla yaptığımız sohbetlerde hep aynı şeyi duymuşuzdur. Öyleyse, cephenin zor koşullarını dile getiren gazilerimizin anılarına hürmetsizlik etmeye ve onları bi tamam yalancı çıkarmaya hakkımız yoktur. Ama şu bir gerçektir ki, Mehmetçik bu tabloya rağmen Çanakkale’de yedi düveli dize getirmiş ve bir destan yazmıştır. (O.K.)

Meclisin Unuttuğu Kahraman Nezahet-Ozan Bodur

Defalarca donma tehlikesi geçirdiği zorlu bir yolculuktan sonra 70.Alay Komutanı olan babası Hafız Halit Paşa ile birlikte Milli Orduya katıldı. Minik bedenine ilk askeri üniformasını ve küçücük başına ilk kez Kuvayı Milliye kalpağını Geyve sırtlarında geçirdi. Osmanlı’dan kalma silahlar büyük ve ağır olduğu için hiçbirini taşıyamıyordu. Bu nedenle kendisine Çerkez Ethem tarafından Akhisar’da daha küçük ve hafif olduğu için bir Yunan filintası hediye edildi. İlk kurşununu İngilizler tarafından kurulan Kuvayı İnzibatiye’ye karşı Adapazarı’nda sıktı. Tam 92 yıldır hakkı teslim edilmeyen bir İstiklal savaşçısının macerasını okumaya daha doğrusu Meclis’in Unuttuğu Kahramanla tanışmaya hazır mısınız? (Tanıtım Bülteninden)
Gelibolu’yu Anlamak yazarlarından Ozan Bodur’un çalışması kitapçılarda..