Üç ayda bir tematik yayın yapan Kültür dergisi bu sayısında yüzyıllarca Osmanlı toprağı olarak kalmış ancak daha sonra elimizden kayıp giden Rumeli’yi konu edindi. Rumeli adı, Türk halkının hafızasından hiçbir zaman silinmemiş, bölge sanki seyahate çıkmak üzere kısa bir süreliğine terk edilmiştir. Beş yüz yılın üzerinde bir zaman Osmanlı toprağı olarak kalan Üsküp’te, Selanik’te, Belgrad’ta, Sofya’da bıraktığımız bir yanımızın izlerini süren Kültür dergisi Balkan coğrafyasını adım adım sizler için dolaştı. Prof. Dr. Semavi Eyice 1960’lı yıllarda Komünizmin en etkin olduğu dönede yaptığı Bulgaristan gezisini ve oradaki tarihi eserlerimizin durumunu ayrıntılarıyla anlatıyor. Eyice, resim çekmenin dahi tehlikeli olduğu bu dönemde köy köy dolaşıp, tarihi eserlerimizin o günkü durumlarıyla ilgili çok mühim araştırmalar yapmış. Türkiye’deki en önemli II.Abdülhamid uzmanlarından biri olan Prof.Dr. Vahdettin Engin, Osmanlı Devleti’nin çok büyük önem verdiği Rumeli demiryollarını, arşiv uzmanı Muzaffer Albayrak, I. Dünya Savaşında Osmanlı ordusu içerisinde yer alan Rumelili gönüllüleri, Dr. Tuncay Yılmazer ise İmparatorluğun gözyaşları olarak adlandırılan Balkan Savaşlarının neden kaybedildiğini, yaşanan ihanetleri anlatıyor. Bunlardan başka, Osmanlı Devleti’ni Rumeli’ye yönelten saikler, 1923 Mübadelesi ve sonuçları ve diğer konularla ilgili çalışmaları dergide bulabilirsiniz. www.kulturdergisi.com.tr bilgi@kulturdergisi.com.tr, Tel: 212 4910427
Üzücü bir kaza… Büyük Geçmiş Olsun ( Tuncay Yılmazer )
Çanakkale Savaşı konusunda şimdiye kadar yazılmış en önemli çalışmaların başında gelen kitabı önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan Lokman Erdemir Bey’in, 18 Mart nedeniyle Çanakkale’de düzenlenen bir panele katıldıktan sonra dönüş yolunda Silivri’ye bağlı Kamiloba beldesinde bir trafik kazası geçirdiğini öğrendim. Kendisi şu an Haydarpaşa Numune Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde yatmakta . Yakınlarından ve www.duryolcu.com sitesi editörü Basri Emin Sütlü Bey’den öğrendiğime göre kaburga kemiklerinde ve sol bacağında çok sayıda kırığı var, ancak bilinci açık. Önümüzdeki günlerde bir ameliyat daha geçirecek. Kendisine , ailesine, Atilla Uras Lisesi öğretmen ve öğrencilerine ve onu sevenlere büyük geçmiş olsun diyor, Cenab-ı Allah’tan acil şifalar diliyorum. Dualarımızın onun için…
İmparatorluğun Gözyaşları – Balkan Savaşı’nı Neden Kaybettik ? ( Tuncay Yılmazer )
Aç kalmamak için bulabildiği mısır kökünü yemeye çalışan ordu komutanı…Koleranın perişan ettiği binlerce asker… Yollara düşen binlerce Müslüman muhacir…Cephelerde arka arkaya ağır mağlubiyetler alan siyasetle içli dışlı olmuş bir ordu… Şevket Süreyya Aydemir’in “Türk piyadesinin kaçışı Bulgar süvarisinin ilerleyişinden daha hızlıydı…” diye yazmasına neden olan o felaket günleri…Yarbay Hafız Hakkı’nın “Bozgun” adlı eserine yazdığı şu şatırlar… “……Mazisiyle benliğime, ruhuma kuvvet veren Fatih minarelerinden bir sürü ruhlar bana ‘Ey Meşhed’i bırakan bedbaht ordunun subayı! Hâlâ nasıl yaşıyorsun diyor!’ Bütün ordunun bozgunlukları yüreğimi çökertiyor, yüzümü yerlere kapattırıyor.Kan ağlayan kalbim kalan vatan parçalarının bütün güzellikleri için kardeşini kaybetmiş bir insan şefkatiyle titriyor…..” Ne olmuştu da tarihi zaferlerle dolu bir ordu , düşmanlarını bile şaşırtacak derecede hızla mağlubiyete sürüklenmiş, başkenti bile kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış, eski başkenti olan Edirne Bulgarların eline geçmiş, Makedonya Sırplarla Yunanlılar arasında paylaşılmıştı? Milletçe en büyük özelliğimiz olan yenilgileri fazla gündeme getirmeme, ders çıkarmama özelliğimize en iyi örnek Balkan Savaşı verilebilir. Oysa Balkan Savaşı başarısız bir diplomasinin, siyasete bulaşmış bir ordunun, yapıcı değil yıkıcı muhalefetin bileşiminin nelere mal olacağına dair çok çarpıcı örnekler içerir. ( Bu makale Kültür Dergisi Mart 2009 Rumeli Özel Sayısında Yayınlanmıştır )
18 Mart 1915’den 18 Mart 2009’a Çanakkale Deniz Zaferi ( Melike Bayrak)
“…… 11.25’de önde Queen Elizabeth olmak üzere 1. tümen gemileri atışlara başladı. Bu atışlar hedeflerine ulaşıyordu. Tabyalardan bunlara karşılık verilemiyor, sadece birkaç mermi atılabiliyordu. 12.06’da Amiral de Robeck yapılan tahribatı yeterli gördüğünden 3. Filo’ya B Hattını oluşturmak üzere harekât emrini verdi. 12.46’da Erenköydeki bataryalar İnflexible’yi atış menziline aldılar. 14.00 Birden Bouvet’nin sancak tarafında, büyük bir patlama meydana geldi. O anda ortalığı kara bir duman kapladı. Geminin ön tarafında büyük bir rahne görüldü ve takriben 3 dakika sonra alabora oldu. 17.50’de Irresistible, artık Rumeli Mecidiye Tabyası’na 10000 yarda (9.144 metre mesafede) kaderine terk edildi. 21.55’te Çanakkale Müstahkem Mevki komutanı Cevat Paşa başkomutanlık vekâletine sunduğu raporunda, “bir düşman muhribi batırılmış, Bouvet mayınla batmış, İrresistıble ve Ocean pek ağır hasara uğramış bir durumda sulara sürüklenmişti. Diğer gemiler üzerinde kaydedilen isabetlerin sonucunu tespit etmek mümkün olmadı” diyordu……..” Gelibolu’yu Anlamak 94. Yıldönümünde Çanakkale Savaşı şehit ve gazilerini rahmetle anıyor. Bu vesileyle hazırladığı çalışmasında Tarihçi Melike Bayrak, 18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’ni dakikası dakikasıyla bizlere yeniden aktarıyor, korkunç topçu düellosunda “Yenilmez Armada”nın Çanakkale Boğazı’nda nasıl diz çöktüğünü gözler önüne seriyor. Bayrak’ın ayrıca 18 Mart için günümüze kadar yapılan törenlerle ilgili eleştirileri de dikkat çekici.
Program Duyurusu…(Tuncay Yılmazer)
Çanakkale Zaferi’nin 94. yıldönümünde 17 Mart 2009 ‘da saat 19.30’da Radyo 15’de (FM 101.2) , olacağım. Tüm Gelibolu’yu Anlamak dostlarına duyurulur. ( Daha önce TV5’de 18 Mart 2009 saat 20.00 olarak sizlere duyurduğum program, yapımcılarından SMS (!) yoluyla gelen bir bilgi notuyla herhangi bir neden gösterilmeden iptal edilmiştir. Böylesine bir hareketin ne kadar saygısızca ve nezaketsizce olduğunu sizlerin takdirine bırakıyor, daha önce yaptığım duyuru için özür diliyorum.) (T.Y)
Yeditepe Yayınevi’nden Çok Önemli Bir Kitap : Çanakkale Savaşı’ndan Alınan Dersler- Muallim Kur. Alb. Fahri Belen ( Tuncay Yılmazer )
Kur. Alb. Fahri Belen’in 1934-1935 yıllarında Harp Akademisi’nde verdiği Çanakkale Savaşı ders notları Yeditepe Yayınevi’nce “Çanakkale Savaşı’ndan Alınan Dersler” adıyla yeniden basıldı. Kitabı yayına hazırlarken dikkatimi çeken en önemli nokta, Belen’in son derece özgün yorumlarıyla savaşı incelemesi , hem müttefikleri hem de Osmanlı tarafını çeşitli yönlerden eleştirmesiydi. Bursalı Mehmed Nihad, Tahsin Çelebican, Remzi Yiğitgüden ve Kadri Perk gibi asker kökenli bir harp tarihçisi olan Fahri Belen’in kaleminden çıkmış “Çanakkale Savaşı” kitabının araştırmacılar ve konuyla ilgilenenler için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Harp tarihçisinin özellikleri; olayları iyi etüd etmek, muhitinde inceleme, genişliğine ve derinliğine tahlil etmek ve objektiflik olarak sayılabilir. Belen de bu çalışmasında yukarıda saydığımız kriterlere titizlikle uymuş, bugün bizlere yol gösteren yorumlar yapmıştır. Eserin başka bir sürprizi de Belen’in kızı Tülün Yalçın hanımefendi’nin 1940’lı yıllarda ( o dönemde bölgede kolordu komutanı olan ) babası ile yaptığı bir Gelibolu Yarımadası gezisiyle ilgili anısını bizlerle paylaşması. Yalçın, Fahri Belen’in kendisine Kilitbahir’deki Kaşıkçı Baba türbesinin aslında çok sayıda şehidimizin gömülü olduğu bir şüheda kabristanı olduğunu söylediğini aktarıyor. Bu çalışmayla ilgili daha ayrıntılı bir değerlendirmemi önümüzdeki günlerde yayınlayacağım.
Muhafazakâr Türk Basınının Altı Büyük Çanakkale Yanlışı… ( Ozan Bodur )
Ozan Bodur, muhafazakâr Türk basınının Çanakkale Savaşı’na yaklaşımını masaya yatırıyor, birçok açıdan eleştiriyor. Bodur, Türk Milletine doğru bir şekilde Çanakkale Savaşını anlatma konusunda daha hassas ve titiz davranması gereken muhafazakâr basının, Çanakkale Savaşı’na ait bilgilerin tahrifi konusunda pay sahibi olduğunu belirtiyor. Maneviyat ve Çanakkale Savaşı arasındaki ilişkiyi vurgularken yanlış bilgiler verme, doğruluğu tartışmalı menkıbeler ( rüyada görülen 26 Mayın!, bulutların götürdüğü İngiliz birliği! vs.), şehit sayısını olduğundan fazla gösterme (253.000 şehit!) , Mehmetçiği Çanakkale’de sürekli aç ya da pejmürde kılıkla savaştığını iddia etme ( bunu da vurgulamak için hatalı yemek listeleri ya da “Kahraman Türk Havacıları” gibi fotoğrafları kullanma ) bazı müttefik liderlerine Türklerle ilgili söylemedikleri sözleri mal etme ( Churchill “Türkler insan değil, onlara gaz atalım demiş!) ya da İngilizlerin kimyasal silah kullandığını iddia etme vs. gibi…Bodur’un verdiği örnekler kuşkusuz çoğaltılabilinir. Çanakkale Zaferi doğru anlaşılırsa savaşın kazanılmasında maneviyatın ne denli önemli rol oynadığı ( bu gibi abartma ve yanlış bilgilere gerek olmadan da) görülebilecektir. Ozan’ın makalesinin en önemli vurgusu da bu zaten.
Bir Yudum Su – Anafarta Çeşmeleri ( Selim Meriç )
Gelibolu Harekâtı’nın en önemli sorunlarından birisi de özellikle içme suyu sıkıntısıydı. Selim Meriç bu yazısında harekâtın hazırlık evresinde İngiliz Harbiye Nezareti’nden General Hamilton’a verilen raporun 1905 tarihli bilgilere dayandığını, söz konusu raporda köylerde suyun kıt ve pis olduğunu, derelerin de yağmur yağdıktan sonra derhal kuruduğu, fakat vadilerde ise genellikle bol su bulunduğu şeklinde ifadeler bulunduğunu belirtiyor. Komuta kademesi su kullanımı konusunda ciddi tedbirler almıştı. 14 Nisan 1915 tarihli 1 No’lu harekât emrinde “….Komutanlar, zaptedilen kuyu veya kaynakların büyük dikkatle muhafaza altında bulundurulmasını temin edeceklerdir. Kuyu suları muayene edilmedikçe kimsenin içmesine izin verilmeyecektir. Suyun israf edilmemesi erata tembih edilecektir.” diye yazmaktaydı. Tüm bu tedbirlere rağmen susuzluk seferin baş sorunlarından biri olmaya devam edecektir.
Meriç makalesinin ikinci bölümünde Anafartalar bölgesindeki çeşmeleri içeren mini bir gezi rehberi sunuyor. Özellikle bu bölgede 6 Ağustos 1915 çıkarması sonrası gerçekleşen muharebeleri iyi anlayabilmek için söz konusu çeşmelerin yerini bilmek gerekiyor.
Duyuru- Maltepe Atilla Uras Lisesi’nde Çanakkale Savaşı Harp Malzemeleri Sergisi ( 9-16 Mart 2009 )
Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümü heyecanı yaklaşırken çeşitli programlar, sergiler, konferans haberleri gelmeye devam ediyor. Maltepe Atilla Uras Lisesi Müdür Yardımcısı Sn.Lokman Erdemir ‘den okullarındaki bir sergi organizyasyonuyla ilgili aldığım mesajı sizlerle paylaşıyorum. www.canakkalemuzesi.com sitesinin yöneticisi Sn. Seyit Ahmet Sılay’ın koleksiyonundan oluşan bu sergiyi görme fırsatını kaçırmayın derim.
“Okulumuzda, 9-16 Mart 2009 tarihleri arasında, Valilik Makamının 28 Ocak 2009 tarih 10731 sayılı onayı ile Çanakkale Muharebelerine ait fotoğraf, belge ve harp malzemelerini ihtiva eden bir sergi düzenlenecektir. Sergimiz, öğrencilerimizin milli şuur kazanmasını temin maksadı ile hazırlanmış olup, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili, bir çoğu yayınlanmamış asker mektupları, hatıralar, madalya beratları, belgeler ve muharebeler sırasında kullanılmış muhtelif malzemeyi ihtiva eden iki binden fazla obje ihtiva etmektedir. Geleceğimizi emanet edeceğimiz gençlerimize tarih ve vatan sevgisi vermeyi hedeflediğimiz bu sergimiz, 9-16 Mart tarihleri arasında saat 10:00-17:00 arası İstanbul ilindeki öğrenciler, velileri ve tüm halkın ziyaretine açıktır. Dr.Lokman Erdemir, Maltepe Atilla Uras Lisesi Müdür Yrd. İrtibat Tel 0216 518 51 00, 0216 518 51 53.” ( Daha ayrıntılı bilgi için tıklayınız. )
Alman Albay Hans Kannengiesser’in Çanakkale Savaşı Hatıraları Nihayet Türkçe’de ( Tuncay Yılmazer )
( Aşağıda sunulan ve Anadolu insanının haleti ruhiyesine ve zekâsına dayanan bir örneği, Mareşal Otto Viktor Karl Liman von Sanders bana şöyle anlatmıştı:Sıcak bir Temmuz gününde, birkaç askerin dışarıda beni görmek istediklerini bildirdiler. Çadırdan dışarı çıktığımda, terden sırılsıklam olmuş, toz-toprak içinde kalmış, altı piyadenin karşımda “hazır-ol”da durduğunu gördüm. En yaşlısı tercüman aracılığıyla diyordu ki: “Paşa”, bizim birlik savaş yapılmayan bir yer olarak, Saros Körfezi’nin üstünde bulunuyor. Burada ise, kardeşlerimiz ağır bir savaşın içindeler. Senin bizi burada bir cepheye yerleştirmenizi, rica etmek için alayımızdan kaçtık.”)
Çanakkale Muharebeleri ile ilgili yabancı eserlerde en fazla atıf yapılan kaynakların başında gelen Alman Albay Hans Kannengiesser’in hatıratı nihayet Türk okuyucusuyla buluşuyor. Savaş sırasında Osmanlı Ordusu’nda gözlemci, danışman, tümen ve kolordu komutanlığı görevlerinde bulunan Kannengiesser tüm içtenliğiyle Çanakkale’yi ve Mehmetçiği anlatıyor. Diğer Alman subaylarda dikkati çeken “tepeden bakış” Kannengiesser’de de zaman zaman hissedilse de ayrıntılı betimlemeleri, bazen esprili bazen de ilginç tesbitleri ile sözkonusu hatırat dikkati çekiyor. Kitap yayına hazırlanırken ilk okuduğumda beni çok duygulandıran ( Kannengiesser’in hatıratına koyduğu) bir Mehmetçiğin mektubunu yayınlıyorum. Eminim siz de çok etkileneceksiniz