GELİBOLU’YU ANLAMAK

25 Nisan Sadece Anzak Günü mü? ( Tuncay Yılmazer )

25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası çıkarmasının yıldönümüne Anzakların sahip çıkması ve bugünün “Anzak Günü” adıyla anılması öteden beri İngilizlerin sitemlerine neden olmuştur. Çanakkale Savaşı’na katılmış İngiliz Yüzbaşı Humprey Gell’in şu sözleri bu bakış açısının bir yansımasıdır adeta. “-Çıkarmanın yıldönümü Avustralyalılara bu kadar önem verilmesine ve bütün pis işleri yapan , en kötü günleri yaşayan ve en başarılı olan (İngiliz) 29. Tümen’den söz edilmemesine çok kızıyorum.” Çanakkale Savaşı İngiliz Resmi Tarihi’nin yazarı ( savaşta da bizzat müttefik genel karargâhında kurmay subay olarak görev almış ) General Aspinall-Oglander “ Avustralyalılar hakkındaki gerçek anlatılmadı ve gerçeğin yokluğu Anzak birliklerinin sayı dezavantajlarına rağmen mükemmel işler başardıkları efsanesini doğuruyor. Gelibolu Çıkarmasının yıllık anma günü Anzak günü olarak geçiyor ve Gelibolu’daki çıkarma harekatlarında Avustralyalılardan başka birliklerin de görev aldığını duymak insanı şaşırtabilir” demişti. Bu konudaki görüşlerini yazdığı resmi tarihte de hissettirecek, 25 Nisan çıkarması sonrasında savaş görevinden kaçan, sahile dönen Anzak askerleriyle ilgili yazdığı tasvir tepki çekecektir. Cephe hattında sürekli bulunmuş ve bu mücadelenin Avustralya resmi tarihini yazmış gazeteci Charles Bean’in başını çektiği tarihçiler ise bu savaşta kahraman Anzak askerlerinin başarısız İngiliz generallerin kurbanı olduğu tezini sürekli işleyeceklerdi.

Çanakkale Savaşlarında Sultanhisar Torpidobotu, Muâvenet-i Milliye Muhribi: Mürettebatı Ve Faaliyetleri ( Ayhan Yüksel )

Araştırmacı Ayhan Yüksel, Çanakkale Savaşı’nda kara harekâtının gölgesinde kalan Osmanlı Donanması’nın faaliyetlerini mercek altına alıyor. Donanmanın son derece isabetli bir şekilde , direkt bir savaşa girme yerine arkada Marmara denizinde bir müdafaa hattı oluşturduğunu belirten Yüksel . AE-2 denizaltısını batıran Sultanhisar torbidobotu ile HMS Goliath zırhlısını batıran Muavenet-i Milliye ve personeli hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. Kazanılan başarıdan dolayı çıkan irâdede , iki geminin mürettebatının bir listesi nâzar-ı dikkate alınarak kendilerine madalyası verilmesi kararı çıkmıştır. Takdim edilen mürettebat listesine göre 157 kişiye altın ve gümüş muharebe, gümüş imtiyaz muharebe, altın liyâkat muharebe, gümüş liyâkat muharebe madalyaları takdim edilmiştir (3 Haziran 1915). Bunlar içerisinden 24’ü Muâvenet-i Milliyye, 7’si Sultanhisar zabiti, 4’ü Alman zabiti olmak üzere rütbeli asker olarak 35 kişi; erat olarak da Muâvenet-i Milliyye’den 74, Sultanhisar’dan 25 ve Alman erat 23 kişi yer alıyordu . Efrat listelerine bakıldığında dikkati çeken husus bunların çoğunun Marmara ve Karadeniz sahillerindeki şehir ve kasabalara mensup olduklarıdır. Bunlara nispetle Ege kıyıları ve Akdeniz kıyılarından çok az sayıda erat mevcuttur. Ayhan Yüksel , gemilerde Alman subaylarının bulunmadığı veya bütünüyle Alman mürettebattan oluştuğu yolundaki iki görüşün de doğru olmadığını da ayrıca belirtiyor.

Balkan Harbi’nin Toplumsal-Siyasal ve Ekonomik Etkileri -2 ( Sacit Kutlu )

Makalesinin 2.bölümünde Sacit Kutlu Balkan Savaşı’nın özellikle sağlık alanındaki ve kadınların toplumsal yaşamdaki yeri üzerine olan etkilerini inceliyor. Kutlu, İlk kez Balkan Harbi’nde devletler arasında sağlık hizmetlerinde ırk ve din ayrımı yapılmadan belirli ölçülerde bir işbirliğine gidildiğini, evrensel normlar oluşmaya başladığını belirtiyor. Cenevre’deki uluslar arası Kızılhaç Genel Merkezi savaş esirlerine yardımcı olmak üzere Belgrat’ta, başkanlığına İsviçre büyükelçisinin getirildiği uluslar arası bir büro oluşturulmuş, böylelikle çarpışan devletlerin esir düşen askerleri hakkında Kızılhaç ve Hilâl-i Ahmer örgütleri arasında kurulan iletişim sayesinde bilgi almak mümkün olmuştu. Makalede savaş sırasında ortaya çıkan kolera salgını ve buna karşı alınan önlemlerden de bahsediliyor. Önemli bir nokta da, o vakte kadar hastanelerde gayri Müslim, Levanten veya ecnebi kadınlar hemşirelik yaparken, Müslüman-Türk kadınlar arasında bu mesleğin de Balkan Harbi’yle başlaması. Kutlu, kurulan çeşitli derneklerle ( Mamûlat-ı Dâhiliye İstihlâkı Kadınlar Cemiyeti Hayriyesi (Yerli Mamüllerin Tüketimi için Yardımsever Kadınlar Cemiyeti), Osmanlı Türk Kadınları Esirgeme Derneği , Türk Kadınları Biçki Yurdu vb. ) kadınların sosyal yaşamda daha çok yer almaya başladığının altını çiziyor.

Balkan Harbi’nin Toplumsal-Siyasal ve Ekonomik Etkileri -1( Sacit Kutlu )

Balkan Harbi, Osmanlı İmparatorluğu’nun idari ve askeri çevrelerinde ayrıca hangi görüşten olursa olsun bütün aydınlarında tam bir şok etkisi yapmıştır. Kumanova’da , Kırklareli’nde bozguna uğrayan birliklerin perişan hali ve her şeyini bırakıp yollara düşen Müslüman ahali büyük bir felaketin yansıyan görüntüleriydi. Edirne’de, Yanya’da, İşkodra’da kuşatma altında aç, susuz haftalarca dayanmaya çalışan binlerce asker ve sivil , Bab-ı Ali’nin tarihinde düştüğü en acı günlere işaret ediyordu. Asırlardır hüküm sürülen vilayetler teker teker elden çıkmıştı artık. Dr. Sacit Kutlu Balkan Harbi’nin Osmanlı Toplumu üzerindeki çeşitli etkilerini “Gelibolu’yu Anlamak” için kaleme aldı. İlk bölümde Sacit Kutlu, Balkan Harbi’nin pek çok savaş tekniğinin, strateji ve taktiğinin ilk kez uygulandığı savaş olduğuna dikkati çekiyor. Osmanlı aydınlarının Balkan felâketinin nedenlerini siyasal ve askeri gerekçelerin yanında, 1870 yenilgisini Prusya’nın eğitim sistemindeki üstünlüğü ile açıklayan Fransız aydınlarına benzer bir şekilde, Osmanlı eğitim sisteminin zafiyetinde aradıklarını belirtiyor. İmparatorluktan Cumhuriyet’e geçiş süreci ve özellikle II. Meşrutiyet dönemi üzerinde çalışan Sacit Kutlu’nun “ Balkanlar ve Osmanlı Devleti” ( Bilgi Üni. Yay. ) ve Sedat Simavi Ödülleri 2004 Sosyal Bilimler Övgüye Değer Eser Ödülü alan “Didâr-ı Hürriyet – Kartpostallarla II. Meşrutiyet 1908-1913” ( Bilgi Üni. Yay.) adlı iki kitabı, çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunuyor.

Celladın Çeşmesi Kanlı, Mezarı Ayrı Olurdu ( Önder Kaya )

Değerli dostum tarihçi Önder Kaya bundan böyle her ay “İstanbul Yazıları” yla bizimle birlikte olacak. Tarih dostları kendisini Hürriyet Tarih ekindeki yazılarından hatırlayacaklardır. Tarihçi Önder Kaya’nın Yeditepe Yayınevi’nden çıkmış olan “Tarihin Gör Dediği”, “Yarim İstanbul” , “Anadolu’da Eyyübiler” ve “Tanzimat’tan Lozan’a Azınlıklar “adlı 4 kitabı, 2 Osmanlıca’dan çevirisi ( Avram Galanti’den Türklük İncelemeleri , Ahmet Refik’ten Fatih ve Bellini )çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor. Kaya ilk yazısında Osmanlı tarihinin önemli ama pek de hatırlanmak istenmeyen figürlerinden olan cellatlardan bahsediyor. Cellatların soy bakımından özellikle Hırvat dönmesi ya da çingeneler arasında seçildiğini belirten Kaya, 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı sarayında cellatların kullanılmaya başlandığını, yükseliş döneminde ise Bostancı Ocağı’nın bünyesinde bir cellat ocağı kurulduğunu, zaman içerisinde cellat sayısının 70’e ulaştığını yazıyor. Her meslekte olduğu gibi bu mesleğin de icrasında de bir takım kurallar ve incelikler (!) de vardı kuşkusuz. Makalede bu konuda ayrıntılı bilgi edinmek mümkün. Önder Kaya böylesine sevimsiz işi yapanların mezarlarının da çok uzak yerlerde bulunduğunu belirtirken , Eyüp’te Piyer Loti Kahvesi’nin sonrasındaki Karyağdı Baba tekkesinin yaklaşık 100 metre ilerisinin bizleri Osmanlı tarihinin en ilginç mezarlık alanlarından biri olan “Cellat Mezarlığı” na götüreceğini bildiriyor.

Arıburnu 1915 – Prof. Haluk Oral ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Savaşı konusunda bu yıl çıkan en önemli kitaplardan birisi de hiç kuşkusuz Prof. Haluk Oral’ın “Arıburnu 1915-Çanakkale Savaşı’ndan Belgesel Öyküler” ( Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ) adlı çalışmasıydı. İngilizce versiyonu da “Gallipoli 1915-Through Turkish Eyes” adıyla sunulan eser özellikle görsel yönden son derece etkileyici. Kimi zaman insanı, kimi zaman da bir matara ya da harita gibi nesneleri odak alan makaleleriyle dikkati çekiyor. “Arıburnu 1915” Mustafa Kemal başta olmak üzere, savaşta yer alan bazı subaylara ait şimdiye kadar pek bilinmeyen bilgi ve belgeleri de ilk kez gün ışığına çıkarıyor. Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Haluk Oral ile kitabının hazırlanma sürecini, matematikçi kimliğinin tarihsel olayları yorumlama üzerindeki etkilerini, Arıburnu cephesini , Çanakkale’nin bugününü konuştuk.

Duyuru ( Tuncay Yılmazer )

Eminönü Belediyesi ve Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen etkinlikte, Kültür Dergisi editörü Fatih Güldal ile birlikte hem Çanakkale Savaşı’nı hem de Kültür Dergisi 1. Dünya Savaşı Özel Sayısını konuşacağız. Tüm tarih dostlarına duyurulur. 22.3.2008 Cumartesi, Kızlarağası Medresesi, Cağaloğlu Saat: 18.00

18 Mart’tan Önceki Son Durum ( Tuncay Yılmazer )

İtilaf devletleri muhteşem donanmalarıyla Osmanlı’ya artık son darbeyi vurmanın hazırlığı içindedirler. Methal (giriş ) tabyaları 19 Şubat’tan itibaren başlayan bombardımanlarla ( zaman zaman karaya küçük birlikler de çıkartılarak ) tahrip edilmiştir. Artık bir sonraki safha olan , hem orta ve geçit bölgesindeki tabyaların susturulması hem de mayın hatlarının temizlenmesini sağlayacak büyük saldırının son hazırlıkları yapılmaktadır. Peki ya İstanbul? Devlet erkanı ve basın ne kadar soğukkanlı görünmeye çalışırsa çalışsın devlet dairelerinin Anadolu’ya taşınması gündemdedir. Dönemin ABD Büyükelçisi Morgenthau her zamanki kibirli ifadeleriyle Talat Paşa’nın Belçika elçiliğinden ödünç alınma otomobili emrinde hazır tuttuğunu yazacaktır. “Çünkü” diyecekti Morgenthau “Müttefik donanmasının şehrin önünde görünmesi durumunda süratli bir çekilmede bulunulabileceğine hiçbir şans tanımıyordu.

Kültür Dergisi 1. Dünya Savaşı Özel Sayısı – Editör: Fatih Güldal ( Tuncay Yılmazer )

Haftalarca uğraş verdiğiniz bir çalışmanın basıldığını görmek tarifsiz bir duygu… Sevgili dostum Fatih Güldal yıllardır Türkiye’nin nitelikli dergilerinden birisi olan KÜLTÜR dergisinin Mart ayı özel sayısı için Aralık 2007’de danışmanlık teklif ettiğinde , konunun Çanakkale değil 1. Dünya Savaşı olması gerektiğini söylemiştim. Zira Hollandalı tarihçi Erik J. Zürcher’in bir makalesinde rastladığım o cümle hep aklımdaydı. Zürcher , Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı sosyal tarihinin henüz daha yazılmadığını belirtiyordu. Amacımız sadece savaşın askeri yönünü anlatmak değil siyasal, sosyal, kültürel yönlerine de değinmekti. Bu dergi tabi ki 1.Dünya Savaşı’nın tamamını anlatma iddiasında değil. Ancak çok önemli konulara, şu döneme kadar genel-geçer yargılarla beynimizde yer etmiş bir takım olaylara değiniyor. Benim de Birinci Dünya Savaşı’nın nedenlerini ve Osmanlı İmparatorluğunun savaş boyunca genel performansını değerlendirdiğim “Gavrilo’nun Suçu Neydi?-1. Dünya Savaşı’nı Yeniden Düşünmek” ve Çanakkale Muharebelerinin 1. Dünya Savaşı içerisindeki yerini incelediğim “Batı Cephesi’nde Yeni Bir Şey Yok. Ya doğu da?” adlı makalelerim var. Ayrıntılı bilgi için Tel:0 212 491 04 27, kulturdergisi@yahoo.com.tr . Dergi tüm NT kitabevlerinde ve seçkin kitapçılarda bulunabilir.

Binbaşi Halis Bey in Çanakkale Raporundan Önemli Tespitler (M. Şahin Aldoğan)

Çanakkale Raporu, rahmetli Binbaşı Halis Bey’in , silah arkadaşı 2. Tabur kumandanı Binbaşı İsmet Bey’in alay ve müfreze emirleriyle 2. Taburun yazdığı vukuat raporlarını derleyerek, o günün genel koşullarını, birliklerden sorumlu 27. Alay ve 19. Tümen komutanlarının ileri görüşlülüklerini, bizlere olanca açıklığı ile yansıttığı bir eserdir.Birinci derecede kaynaktır. Daha önce de iki kez basılan bu eser, Bnb. Halis Bey’in torunu Serdar Ataksor’un gayretleriyle yeniden okuyucusuyla buluştu. Kitaptaki bazı belgeler karşısında duygulanmamak elde değil. Örneğin 19-20 Kasım 1914’te yazılmış Binbaşı Şefik Bey imzalı 3 no’lu müfreze emrinde 6. maddesinde şöyle yazıyor: Belirtilen izahtan amaç, sağ yan müfrezesi için, düşmanın karaya basmak isteyecek ayağını Allah’ın yardımı ile kırmak hiç de işten olmadığını bildirmekten ibarettir. Yalnız bu başarının elde edilmesi için bütün arkadaşlarımca yapılacak iki iş kalmıştır. Birincisi Allah’ın yardımına dayanarak düşmana karşı çalışacağına kalbimle kesin olarak inandığımı, ikincisi düşman ayağını karaya bastırmamak için dayanmak, çaba harcamak. Bunlar her arkadaşımın kafasına yerleşmeli ve bundan başka fikirlere kafalarda yer verilmemelidir! Çanakkale Savaşları Tarihi Araştırmacısı M.Şahin Aldoğan, ( kitapta da yer alan ) makalesinde ‘Çanakkale Raporu’nu değerlendiriyor, çarpicı bilgiler veriyor.