18 Mart yaklaştıkça çeşitli etkinliklerden de sizleri haberdar etmek gerekli …İlk olarak özellikle son yıllarda Çanakkale Savaşı konusunda her kesime hitap eden kitaplarıyla dikkati çeken Yarımada Yayıncılık’tan “Türkiye Çanakkale Okuyor” kampanyası hakkında bilgi vermek istiyorum. ( www.turkiyecanakkaleokuyor.com ) İkincisi ise 12 Mart Çarşamba saat 20’de Altunizade Kültür Merkezi’nde Üsküdar Belediyesi kültür sanat etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen Erhan Afyoncu’nun yönettiği “tarihin kapısı” söyleşisi . Programa Dr.Coşkun Yılmaz, 120 Filminin senaristi ve Yönetmeni Özhan Eren ve bendeniz katılacağız. Tarih dostlarına duyurulur.
Ayrıntılar için tıklayın…
Cephaneniz Yoksa Süngünüz Var – M.Şevki Yazman ( Tuncay Yılmazer )
“Cephaneniz Yoksa Süngünüz Var” ya da ilk basıldığı adıyla “Türk Çanakkale” Çanakkale Savaşı konusunda yazılmış önde gelen eserlerden birisidir. Yusuf Hikmet Bayur’un Türk İnkılâbı Tarihi ( Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991 ) adlı eseri Çanakkale Muharebelerinin askeri yönünü anlatırken özellikle bu çalışmadan faydalanmıştır. “Türk Çanakkale” otuzlu yılların Türkiye’sinin Çanakkale Savaşı’nı nasıl algıladığının da bir göstergesi aslında… Cumhuriyetin ilk döneminin bakış açısını yansıtan yarı-resmi Çanakkale Savaşı tarihi bile kabul edilebilir. Öncelikle “Türklük” vurgusu kitabın başından sonuna kadar kendini hissettirmektedir. Kitabın satır aralarından yansıyan diğer bir konu ise ( o dönem Türkiye’sinin resmi düşüncelerinden biri olan) Osmanlı eleştirisidir. Mehmet Şevki Yazman eserin iki ayrı yerinde gerek Enver Paşa’yı , gerekse Esat Paşa’yı değerlendirirken onları “Osmanlı” gibi davranmakla suçlar. Otuzlu yıllar yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı Devleti’nden ayrı olarak “Türklük” kavramı altında yeni bir ulus inşası çabalarının doruk noktasına çıktığı dönemdir. Dolayısıyla Yazman’ın yazdıkları bu dönemin görüşleriyle paralellik arzetmekte.
İstiklâl Marşı Son Mısra ( Hadi Uluengin- Hürriyet 27.2.2008)
DÜN burada aktardığım gibi, “ulusalcı” cihetin en sivri isimlerinden ve 28 Şubat zorbalığının en ünlü simalarından olan emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu, “Atatürk’ü anlayan tek şef: Hitler” manşetli “Cumhuriyet” gazetesinde ibretlik bir yazı kaleme aldı. Diğer Hitler’ci Nihál Adsız’a hayranlık beyán etti ve de “İstiklál Marşı”nı eleştirdi. Bunun nedenini de, ümmetçi inancını zaten hiç gizlememiş olan Büyük Mehmet Ákif’in manzûmeye “Hakk”, “vecd”, “secde” gibi dini kavramlar yerleştirmiş olması oluşturdu. Burada ilkin, yüksek müsaadesine sığınarak paşamızın sözünü balla keseyim.
İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı – İlber Ortaylı ( Tarık Suat Demren )
19.yy Batı karşısında savunma durumuna geçen Osmanlı İmparatorluğu’nda, padişahlarından Bab-ı li bürokratlarına, aydınlarına kadar tüm kurumlarıyla dönüşümlerin yaşandığı bir süreçti. Toplumların, milletlerin dönüşümünün sancısız olamayacağı hep söylenir. Bu bakımdan 19 yy. özellikle Tanzimatın ilanı ve sonrasında gelişen olaylarıyla gerçekten de “imparatorluğun en uzun yüzyılı” idi. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın da yazdığı gibi Tanzimat 11.yy.’dan beri batı ile ilişkide olan, çarpışan bir toplumun iktisadi, sınai Batı uygarlığı karşısındaki direnişiydi. Örnek yoktu, bu alanda da ecdadımız bir öncülük yapmak ve yenidünyanın şartlarına uyum sağlamak uymak zorundaydı. (s. 269) Tarık Suat Demren , İlber Hoca’nın bu kült eserini değerlendirirken Osmanlı tarihi ile ilgilenenlerin , genellikle imparatorluğun en görkemli dönemiyle yani 15 -17. yy’a odaklandığını, bu dönemden sonrası ise alelacele kapatılmak istenen bir hesap gibi kolaylıkla tasviye edilip cumhuriyete geçildiğini belirtiyor. Oysa imparatorluk cumhuriyete birçok kurum bırakmıştır; parlamentarizm, üniversite, eğitim sistemi, maliye sistemi, basın başta olmak üzere. Kitabın arka kapağında da değinildiği gibi, “Günümüz Türkiye’sinin sorunlarını ve dinamiklerini kavramak, ülkenin dünya konjonktüründeki yerini olanca açıklığıyla görebilmek için başvurulabilecek en vazgeçilmez kaynak, 19. Yüzyıl’da Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı serüvendir.”
İttihat Terakki ve Çağdaş Tarikatlar ( Nevzat TARHAN , Haber 7.com 15.2.2008 )
1893 yılında İstanbul Haydarpaşa’da Askeri Tıbbiye Mektebi’nde kurulan bir dernek olarak İttihat Terakki cemiyetini iyi analiz etmemiz gerekir. Dr. Abdullah Cevdet’in de içinde bulunduğu tıbbiyeli beş genç kurucu hızla kadrolaştı. Böylece ‘Jön Türkler Hareketi’ başlamış oldu. Cemiyetin resmi sözcüsü Ziya Gökalp idi. Bol provokasyonlu 31 Mart irticai isyan vakası ile güçlendi. 1913’de ünlü Babıali Baskını ve Mahmut Şevket Paşa’nın beş ay sonra şüpheli suikastı ile iktidara tam sahip oldu. 1918’den sonra Anadolu’da Kuva-yi Milliye Hareketi’ni yeni kadrolarla başlattı. İttihat Terakki 1909’a kadar “Rical-i Gayb” denilen görünmez kişilerce yönetildi. Kuruluşu ve işleyişi tarikat yapılanmasına çok benziyordu. İstibdatla mücadele idealinde birçok haklı yeniliği Osmanlı’ya getirirken yeni istibdatlara yönelmesi ilginçti. İttihat Terakki yönetiminin başta Enver Paşa’nın niyetleri çok samimiydi ve idealleri yüksekti. Ancak kullandıkları yöntem istibdata istibdatla karşılık verme şeklinde oldu.
Çocuklardık, trajik yıldızlardık o zaman… Uğur Vardan – Radikal 15/02/2008 )
1915 Ocak’ında Van’daki cephaneyi zorlu doğa koşulları altında sınıra taşımak için yola çıkan 120 çocuğun mücadelesini perdeye taşıyan ‘120’, son derece sinematografik bir konuyu heyecansız anlatmış
Tarihin kime, nerede, ne zaman, nasıl bir rol biçeceği belli olmaz. Ama 1900’lerin başında yaşayıp da neredeyse bütün bir gezegeni saran savaş histerisinden payını almamak olur mu? İmparatorlukların battığı, yeni devletlerin yükseldiği, haritaların yeniden çizildiği bir ortamda, kuşkusuz insanlık büyük bedeller ödedi. Murat Saraçoğlu ve Özhan Eren’in birlikte çektikleri ‘120’de, işte bu zaman diliminde, Van’ın o döneme kurban verdiği gencecik insanların trajedisini perdeye taşınmak ve tarihin o tozlu sayfaları yeniden hatırlatılmak istenmiş.
Bir Fotoğraf , Bir Soru… ( A.Yurttakal – İ. Sezgin )
Bu hafta , Çanakkale sevdalıları Ahmet Yurttakal ve İsmail Sezgin kardeşlerimiz sizler için bir fotoğraf sorusu hazırladılar. Arazi ve tarih bilgilerimizi gözden geçirelim. Ne dersiniz ? Şimdi söz Ahmet ile İsmail’in…
“Bakmakta olduğunuz fotoğraf, çetin geçen Çanakkale mücadelesinin acımasızlığını göstermektedir. Fotoğraf bir tabyamızda çekilmiştir. Yıkılmış, harap olmuş bonet ve etrafa saçılmış taş, toprak ve demir parçaları… Resimde görülen Fransız askeri, sağ tarafta, bonet arasında bulunan ve gölgesini gördüğünüz topa doğru gitmektedir. En solda da yıkık halde bir bonet daha bulunmaktadır. Ortadaki bonetin ise atılan mermilerle havaya uçup yarısından fazlasının imha edildiği görülmektedir. Parçalanan bonetin yanında ise zarar görmüş bir top bulunmaktadır.
Değerli Çanakkale sevdalıları acaba ilk defa gördüğünüzü tahmin ettiğimiz bu fotoğraf, sizce hangi tabyamızda çekilmiştir?” ( Cevabı öğrenmek için tıklayınız.)
Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Rusya Kuşatması -2 ( Ramazan Balcı )
Ramazan Balcı, Birinci Dünya Savaşı’nın yaklaşık 100 yıl öncesinden başlayarak Osmanlı-Rus ilişkilerini incelediği makalesinin ikinci bölümünde ise Rus Çarlığı’nın özellikle Berlin Antlaşmasından sonra, demiryolu yapımı gibi çok hayati konularda Osmanlı Devleti’ni nasıl engellediği, savaş tazminatlarını nasıl bir silah olarak kullandığını anlatıyor.Balcı, Osmanlı Devleti’nin son yüz yılını kendi şartları içinde bağımsız bir ülke olarak geçirmediği vurguluyor. Kendi ifadesiyle belirtirsek , Rusların yapıp ettiklerine bir de Fransa ve İngiltere’nin entrikaları eklendiğinde bu yargının doğruluğu daha iyi anlaşılacaktır.Osmanlı İmparatorluğunun bu kirli savaşın çıkmasında en küçük bir vebali yoktur.
Osmanlı İmparatorluğu Üzerindeki Rusya Kuşatması -1 ( Ramazan Balcı )
Ramazan Balcı , son 1700’lü yılların başından Birinci Dünya Savaşı’na kadar olan dönemdeki Osmanlı-Rus ilişkilerini inceliyor. Balcı’nın ifadesiyle söylersek , XVIII. asra siyasi ve ekonomik yönden zayıflayarak giren Osmanlı İmparatorluğu bir yandan bizzat batılı devletlerin kışkırttığı isyanlarla boğuşurken diğer yandan ayakta kalabilmek için aynı batılı devletlerin desteğini aramak zorundaydı. Neredeyse yüz yıl süren bu çok taraflı oyunların bilinmesi, günümüzün problemlerini anlamak için de çok önemli katkılar sağlayacaktır.
Balcı, Rusların genel politikasını “kendileri zaptedemediği takdirde boğazların Osmanlı Devleti’nin elinde kalmasını tercih etmek” olarak açıklıyor. Devletin zayıflığından ve gerilemesinden istifade ederek bir nevi himaye kurmak, kendi donanmalarına her iki yönde açık bulundurmakla beraber sair devletlerin donanmalarına kapatarak Karadeniz’i kapalı bir göl haline getirmek başlıca emelleri oldu. Böylece Rusya her nevi taarruzdan korunmuş olacaktı. Bu siyaset General İganatiyef tarafından “herkese kapalı yalnızca Ruslara açık olmak” cümlesiyle özetlemişti.
Sitemiz için hazırlanmış, bir hayli emek verilmiş bu çalışmayı 2 bölümde yayınlayacağız. İlk bölüm’de Karlofça Antlaşması’ndan ( 26 Ocak 1699 ) Prut harbi’ne, oradan Kırım Savaşı ve sonrasında da 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Harbi’ne kadar olan dönem incelenecek.
Tarih ezberlenmesi gereken baş belası bir lise dersi midir? ( Mehmet Barlas – Milliyet İnternet 14.1.2008 )
Keşke mümkün olsaydı ve Anadolu toprakları üzerinde hem antik Yunan’dan, Roma’dan, Bizans’tan, Selçuklu’dan ve Osmanlı’dan kalan bütün eserler yine bulunsaydı ve tarihimiz de 1923’ten (ya da 1919’dan) başlamış olsaydı. Ama bu mümkün değil. İstesek de istemesek de tarihimiz bütün öğeleriyle, en güncel olaylarda bile karşımıza çıkıveriyor. Hangi karmaşık konuya el atsak, birileri “sende bu evlat acısı ben de bu kuyruk acısı varken arkadaş olmamız mümkün değil” diye, tarih sayfalarındaki kan davalarını bugüne taşıyor. Ermeni soykırımı iddialarını tarihçilerin yargısına aktarmayı başaramadık. Şimdi de gündemimize “Alevi İftarı”ında milletvekili Reha Çamuroğlu’nun yaptığı konuşma dolayısıyla “Çaldıran Savaşı ne anlama gelir” tartışması girdi.