GELİBOLU’YU ANLAMAK

Sarıkamış’ın Yılanlı Ada şehitleri ( haber7.com , 8.12.2007 )

Birinci Dünya Savaşı’nda esir kampı olarak kullanılan, 10 bine yakın Türk asker ve sivilin şehit edildiği tahmin edilen Hazar Denizi’ndeki Ruslara ait Nargin Adası’nın görüntüleri, Rus Gizli Servis Teşlikatı’nın (KGB) arşivlerinden çıktı. Tam 92 yıl sonra, Sarıkamış Dayanışma Grubu’nun uzun çalışmalarıyla ortaya çıkan kayıtlarda, 1914-1915 yıllarında, Sarıkamış Harekatı’nda Anadolu köylerinden esir alınan sivil ve askerlerin görüntüleri yer alıyor. Tarihi kaynaklarda, Türk esirlerin çoğunun, susuzluktan, yılanların zehirlemesi ve Ruslar’ın kurşuna dizmesiyle şehit olduğu yazıyor. O dönemde Ruslar’la işbirliği içinde olan Ermeni askerler ve subayların da Türkler’e işkence yaptığı belirtiliyor.

Jöntürk Dönemi Türk Milliyetçiliği –Masami Arai ( Tuncay Yılmazer )

Fransız Devriminin oluşturduğu tsunami etkisi tüm Avrupa’ya yayılırken çok milletli Osmanlı İmparatorluğu’nun da bundan etkilenmemesi kuşkusuz pek mümkün değildi.
Özellikle 19.yy ‘ın 2. yarısından itibaren Osmanlı aydınlarının en fazla tartıştıkları nokta ülkenin nasıl kurtulacağı, içinde bulunduğu sorunlardan nasıl bir çıkış yolu bulması gerektiğidir. Tanzimat sonrası Namık Kemal ve benzer düşünenlerin vurguladığı “Osmanlı Ulusu” fikrinin 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile hayata geçtiği sanılıyordu. Ancak izleyen günlerdeki gelişmeler beklenenden çok farklı cereyan etmiştir. Özellikle Rusya’dan göçen Türk aydınlarının başı çektiği bir grup Osmanlı olmayan bir Türk devleti kurulması fikrini savunurken, Ziya Gökalp ve arkadaşları ise milli Türk kültürünü kimliğini kazanan Osmanlı kültürünün yayılması ile büyük Türk milletinin oluşacağını iddia ediyordu. Japon araştırmacı Masami Arai, Osmanlı son dönem milliyetçilik tartışmalarının niteliğini, o dönemde yayımlanmış dergileri inceleyerek araştırmış.

Alice Harikalar Diyarında- Gelibolu Yarımadası’nın Tahliyesi Kararı Nasıl Alındı? ( Tuncay Yılmazer )

Ağustos ayı sona ererken , sadece Akdeniz Seferi Kuvvetler karargahında değil, Londra’da da Gelibolu Harekâtı ciddi olarak sorgulanmaya başlamıştır. Sürekli gelen başarısızlık haberleri, Anzak Grup Komutanlarından General Godley’in deyimiyle “bir avuç değersiz otlaktan ibaret” toprak parçasında sıkışıp kalmış, dizanteriden susuzluğa kadar bir çok olumsuz faktörün pençesinde , korku ve çaresizlik içerisinde bekleyen yüzotuzbin civarında insan… Savaşın müttefikler aleyhine olan yeni gelişmeleri ister istemez radikal kararların alınmasını gerekmektedir. Gelibolu’nun Tahliyesi kararı, tadı çok kötü ve ciddi yan etkileri olabilecek ancak içilmesi elzem olan bir ilacın alınmasına benzemektedir. İngiliz kabinesinde kimse (hatta sefere başlangıçta karşı çıkanlar bile) büyük bir prestij kaybı’na yol açabilecek bu kararı hemen kabullenmek istemez. İslam dünyasında muhtemel bir geri çekilmenin yol açabileceği dalgalanmalardan da korkulur. Ancak şu açıktır: Kabinede ve genelkurmayda hemen herkes Hamilton’un bu görevi daha fazla yürütemeyeceğine kanaat getirmiş durumdadır.

Gelibolu’yu Anlamak’ta Savaş Karakaş’ın Hazırladığı Bir Belgesel : Sessiz Anzac AE-2 ( 1.Bölüm)

AE-2 denizaltısı özellikle Avustralyalılar açısından sembolik önemi çok fazla olan bir denizaltıdır. Çanakkale Muharebeleriyle ilgilenenler hatırlayacaklardır; 25 Nisan 1915 gecesi Arıburnu çıkarmasının başarısız olduğu ve geri çekilmesi gerektiğini bildiren telgrafı alan General Hamilton’un imdadına AE-2’nin Marmara Denizi’ni geçtiği haberi yetişecektir. Bu haber Arıburnu’ndaki Anzac komuta heyetine bildirilecek, AE-2 Türk hatlarını geçebilmenin sembolü olarak anılacaktır. Ne var ki Dacre Stoker yönetimindeki bu denizaltı 30 Nisan 1915’te Sultanhisar torpidomuz tarafından Karabiga açıklarında batırılır. Sualtı araştırmacısı Savaş Karakaş ve ekibi, bir grup Avustralyalı araştırmacı ile birlikte Marmara denizinde 72 metre derinlikte ( üstelik üzerinde patlamamış tek torpidosuyla! ) bulunan AE-2 denizaltısının izini sürüyor, çıkarılmasıyla ilgili son gelişmeleri tartışıyor.

Bir Yerde İngiliz Parmağı varsa… ( Akif Emre – Yeni Şafak, 6.11.2007 )

Emekli komutanın işaret ettiği husus, biraz tarih, biraz jeostrateji bilen, bölgenin kültürel yapısından biraz haberdar olan herkesin görebileceği bir gerçek. Tarih boyunca Osmanlı sınırı ya Bağdat’a kadar inmiş ya da Diyarbakır’a kadar geri çekilmiştir. Şimdi olduğu gibi orta yerde tutunabilmek mümkün değildir. Halep-Antep tarihlerinin hiçbir döneminde Osmanlı sonrasında olduğu kadar birbirinden kopmamıştır. Bu gerçekler artık gizlenemeyecek kadar açık. Hiçbir askeri, kültürel ya da jeostratejik gerçekliğe tekabül etmeyen bu sınırlar ulusdevleti kutsamak adına tartışma konusu bile yapılmadığı gibi idealize edildi yıllarca.

“Gelibolu’yu Anlamak” ta Yeni Bölüm : Basından Seçmeler ( Tuncay Yılmazer )

Temel vurgumuzu biliyorsunuz. Bugün karşı karşıya olduğumuz çoğu dış ve ve bazı iç politika sorunlarının Birinci Dünya Savaşı ile yakın alâkalı olduğunu belirtiyoruz sürekli… Bu bağlamda tanıtımını yaptığımız eserler olsun, sitemize yazılan makaleler olsun geçmişi olduğu kadar günümüzü de anlatıyor aslında. Basınımızda da zaman zaman nitelikli yazılara rastlanıyor. Ancak ne yazık ki bu makaleler gündemin hızlı değişmesi nedeniyle üzerinde fazla durulmadan kaybolup gidiyor. Oysa ben bazılarının çok önemli olduğunu, dikkatle okunup değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Makalenin burada yayınlanmış olmasının, yazarın görüşlerini desteklediğim anlamına gelmediğini söylememe de gerek yok sanırım. Unutmayalım ki , bazen çok haklı olduğumuzu sandığımız konularda bile ( özellikle yabancı basında ) çok farklı fikirleri savunan yazılar çıkabilir.
Sitemizdeki yeniliklerden birisi olan “Basından Seçmeler” bölümünü dikkatle takip edeceğinizi umuyorum.

Sîretler ve Sûretler – Beşir Ayvazoğlu ( Tarık Suat Demren )

Tarık Suat Demren bu ayki yazısında düşünce ve kültür dünyamızın en önemli isimlerinden birisi olan, halen Türk Edebiyatı Dergisinin Genel Yönetmenliğini de yapan Beşir Ayvazoğlu’nun yakın tarihimizin önemli kişilerine ait portre denemelerinin yer aldığı “Sîretler ve Sûretler” adlı kitabını değerlendiriyor. Demren’in ifadeleriyle söyleyecek olursak ; edebiyatçıların “derinliği” malumdur, kelimelerle dans ederken insanları alemden aleme götürürler. Şüphesiz bu derinliğe sahip kişilerin ‘insanlar’ hakkındaki izlenimleri de önem arzediyor, görülemeyeni gören, yakalanamayanları yakalayan titiz yönleri ile..” Beşir Ayvazoğlu, yeraltında gürül gürül akan ve ince damarların süzgecinden geçerek ana damarı besleyen o bereketli suların kaynağına ulaşmaya çalışıyor. Enver Paşa’dan Prof.Dr. Ali Fuad Başgil’e, Ali Ulvi Kurucu Hoca’dan Ahmet Hamdi Tanpınar’a ve halen yaşayan düşünce dünyamızda yer edinmiş bir çok kişiyle ilgili anekdotları anlatarak…

Çanakkale’deki En Başarılı Alman: Otto Hersing ve U-21 Denizaltısı (Ahmet Yurttakal)

Almanların Çanakkale Muharebelerindeki rolü hep tartışma konusu olmuştur. Bazı araştırmacılar bu savaşı Almanlar sayesinde kazandığımızı iddia ederken genel ( halka yönelik ) anlatımda Almanlardan neredeyse hiç bahsedilmez. Kendi adıma müttefikimiz Almanların yardımıyla bu savaşı kazandığımız görüşlerine katılmıyorum. Tam tersi komuta kademesinde Alman subayların bulunması ciddi anlaşmazlık kaynağı olmuş, çok sayıda şehit vermekte dahil birçok soruna yol açmıştır. Bu konuya ileride zaman zaman değineceğiz.
Almanların savaş sırasındaki en büyük yardımları bazı denizaltılarını bölgeye göndermeleriydi. Yüzbaşı Otto Hersing yönetimindeki U-21 denizaltısının 25 Mayıs 1915’te HMS Triumph ve 27 Mayıs 1915’te HMS Majestic’i torpilleyerek batırması savaşın dönüm noktalarından birisidir. Lafı fazla eğip bükmeden hakkını teslim etmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Ahmet Yurttakal , Bülent Erdemoğlu’nun yayına hazırladığı İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan “Çanakkale Denizaltı Savaşı -Otto Hersing” adlı kitabı değerlendiriyor.

En Büyük Tehlike ( Tuncay Yılmazer )

Ne zaman Güneydoğu’dan şehit Mehmetçik haberi gelse , ülkemin herhangi bir köşesinden bir yiğidimizi daha kaybettiğimizi öğrensem Zığındere şehitliğini hatırlarım… Kalbim ağlar sessizce… Çanakkale’de yan yana yatan , kaderleri birlikte çizilmiş bu diyarın dört bir yanından gelen kahramanları gözümün önüne getiririm. Eminim bu haberleri duymak onları da rahatsız ediyor.
Bakın işte hemen solunuzdaki sıraya… Hakkari Şemdinli’den Yahya oğlu Turgut … Silivri’den Maksut oğlu Rüstem … Isparta’dan Ayvaz oğlu Mahsun…Yattığınız o toprakta aslında o kadar çok şey söylüyorsunuz ki bizlere… Peki ya sen Hakkari Yüksekova’dan Şaban oğlu Emin…Hadi anlatsanıza bizlere, torunlarınıza…
Sizler… Dünyayı şöyle bir sallayan kahramanlar… Nasıl yatarsınız burada sakin sakin…
Hadi kalkın ama… Ben dirilerden ümidi kestim çünkü…