GELİBOLU’YU ANLAMAK

Çanakkale 1915, Buzdağının Altı – Mete Tunçoku ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Muharebelerine direk katılmasa da , sonuçlarından en fazla etkilenen ülkenin Çarlık Rusya’sı olduğuna kuşku yok. Osmanlı Devleti-Rusya ilişkileri özellikle son 200 yıl içerisinde sürekli artan gerilimlerle özetlenebilir. Liselerdeki tarih derslerimizin en büyük başarılarından birisinin Rusya’nın en büyük amacının sıcak denizlere inmek olduğunun kafamıza kazınmış olması desek herhalde yanılmayız. Osmanlı Devleti’nin son dönemi için kullanılan Hasta adam ifadesinin de bir Rus Çarına ait olduğunu belirtelim. ( Çar I. Nikola , 9 Ocak 1853 ) Birinci Dünya Savaşı’na girişte Osmanlı kamuoyunun ( medyasının !) en çok vurguladığı noktalardan bir tanesi Moskof tehlikesine karşı imparatorluğu savunmaktı. Padişah Mehmed Reşad’ın savaş bildirgesinde de bu husus çok açık bir şekilde belirtilmiştir.
Bu hafta Çanakkale Muharebeleri sırasındaki Rusya’nın tutumunu Prof. Dr. Mete Tunçoku’nun “Çanakkale 1915 – Buzdağının Altı” adlı çalışmasındaki 3 makaleyi temel alarak inceleyeceğiz. Söz konusu eserde Çanakkale Muharebelerini özellikle uluslararası ilişkiler açısından irdeleyen özgün makaleler bulunuyor.

Küçük Muavenet’in Büyük Başarısı ( Duygu Ak )

Muavenet-i Milliye sınıfı 4 muhrip 1910 yılında Almanya’dan Osmanlı donanması için satın alındılar. Gerekli finansman donanma cemiyetinin organize ettiği kampanyalar sonucunda halktan toplanan paralarla sağlanmıştı. Muhriplere verilen Muavenet -i Milliye, Yadigar-ı Millet, Numune-i Hamiyet ve Gayret-i Vataniye isimleri bu yardımı çok güzel sembolize etmektedir. Bu muhriplerden en ünlüsü hiç kuşkusuz Muavenet-i Milliye idi. Bu küçük gemi Balkan ve Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Donanması’nın bir çok harekâtına katılmıştır. Ancak üne kavuşmasının en önemli nedeni Çanakkale Muharebeleri sırasında aldığı bir görevi başarıyla yerine getirmesiydi. 18 Mart Üniversitesi öğrencilerinden Duygu Ak , şimdiki Çanakkale Şehitler abidesinin önünden Kerevizdere’deki mevzilerimize ölüm yağdıran , birliklerimize ağır kayıplar verdiren İngiliz Goliath zırhlısının 12 Mayıs 1915 gecesi nefes kesen bir operasyonla Muavenet-i Milliye muhribi tarafından torpillenerek batırılmasının öyküsünü anlatıyor.

Arasokakların Tarihi – Dücane Cündioğlu ( T. Suat Demren )

“Hatıratlar, kafileden ayrılıp güzergah dışındaki arasokakları, arkasokakları merak edenler için bulunmaz bir nimet. Yalanlarla, yanlışlarla, kandırmacalarla oynaştırır insanı. Kışkırtıcıdır, iddiacıdır, çok kolay ihanet eder bu yüzden. Fakat işvelere aldanmayıp sabırlı olanlar, hem pes etmeyenler için başarı her zaman mümkün; yeter ki bir tek sokakla yetinilmesin, ileriye, daha ileriye gitmek için gerekli olan o tecessüs, o merak terkedilmesin. Hatıratların kaybettirdiğini yine hatıratların kendileri bulduracak, kimsenin kuşkusu olmasın ki bu sefer anacaddelerin ihtişamı arasokaklardan bakıldıkça yolcusuna çok daha başka görülecektir.” ( Dücane Cündioğlu, Arasokakların Tarihi, Arka kapak yazısından)
Tarık Suat Demren bu ayki yazısında bizlere ; felsefe, mantık, dilbilim, İslam Düşüncesi ve İslam Tarihi konularında uzman olan, Cemil Meriç ve Mehmet Akif hakkındaki çalışmaları ile dikkati çeken Dücane Cündioğlu’nun Meşrutiyetten Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar olan dönem içerisinde yaşamış önemli kişilerin hatıratlarını değerlendirdiği “Arasokakların Tarihi” adlı kitabından bahsediyor.

Yarımada Yayıncılıktan Çanakkale Kitapları İmza Günü ( Tuncay Yılmazer )

Yarımada Yayıncılık tema olarak sadece Çanakkale Muharebelerini seçmiş bir yayınevi. Yayınevi yöneticileri büyük bir incelik gösterip yayınlarından bir demet bana da göndermişler. Kendilerine çok teşekkür ederim. Yayınlanmış kitaplardan en fazla dikkat çekenleri , Çanakkale Muharebelerinin iller bazındaki yansımalarını inceleyen eserler. Şu ana kadar ayrı ayrı çıkan Bursa’nın, Gaziantep’in, Kosova’nın, Urfa’nın Çanakkale Kahramanları kitapları ( Çanakkale’de savaşmış kişileri tanımış kişilerden alınan bilgilerin , ya da dilden dile aktarılmış olayları incelemenin zorlukları da göz önüne alınırsa ) mütevazı ölçüler içerisinde özgün bilgiler ortaya koymayı amaçlıyor. Urfa’nın Çanakkale Kahramanları eserini bir çırpıda bitirdim. İleride ayrı ayrı bu eserleri de incelemeyi düşünüyorum. Sanırım bu seri başka kitaplarla devam edecek.
Sözkonusu yayınevinden Gazeteci-Yazar Gülcan Tezcan’ın 6 Ekim 2007’de Sultanahmet Kitap Fuarı’nda “Gazilerin Dilinden Çanakkale” adlı kitabını imzalayacağını da bu vesileyle duyurmak istedim.

Arıburnu Muharebeleri Raporu (2) – Mustafa Kemal (Tuncay Yılmazer )

Geçen hafta ilk bölümünü yayınladığım Arıburnu Muharebeleri Raporu ile ilgili düşüncelerimin 2. Bölümünü sunuyorum. Bu bölümde Mustafa Kemal Bey’in yönettiği muharebelere dair bazı görüşleri, askerin maneviyatına verdiği önemi, özellikle Alman subaylarla ilgili bazı tesbitlerini kısaca irdeleyecek, söz konusu kitabın günümüz Türkçesiyle sunulmasındaki bazı hatalardan da bahsedeceğim. Bu tip eserleri, hem Osmanlıcaya hem de konuya hakim uzmanların oluşturduğu kurulların yayına hazırlaması gerektiğini düşünüyorum.

Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri – Muzaffer Albayrak ile Söyleşi ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Muharebelerinin 90. yıldönümü olan 2005 yılında , Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü “Osmanlı Belgelerinde Çanakkale Muharebeleri” adlı iki ciltlik çok önemli bir eser yayımladı. Bu çalışma şimdiye kadar bilmediğimiz ya da az bildiğimiz bir çok konuda yeni belgeler ortaya koymasıyla dikkat çekiyordu. Kitabı yayına hazırlayan kurulda bulunan Muzaffer Albayrak ile arşiv belgelerinde Çanakkale Muharebeleri ve kamuoyuna ilk kez açıklanan o dönemdeki bazı yazışmalar hakkında konuştuk. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde görevli olan Muzaffer Albayrak, Çanakkale Muharebeleri ile ilgili çok sayıda çalışmaya imza atan bir araştırmacı.
Muzaffer Albayrak arşiv belgesine yaklaşımda, araştırılan dönemin hal ve şartlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtiyor. Albayrak, günümüzde sıkça kullanılan “centilmenler savaşı” tanımının aksine Osmanlı Hükümeti’nin Çanakkale Muharebeleri boyunca, müttefiklerin sağlık ve ilkyardım birimlerini bombalaması, sivil yerleşim yerlerine zarar vermesi gibi savaş hukukunu ihlal eden davranışlarını başta Amerika Sefareti olmak üzere İstanbul’daki tarafsız devletler sefaretlerine defaatle müracaatta ve şikâyette bulunduğunun altını çiziyor. Söyleşinin en önemli bölümünü ise Çanakkale Muharebelerinde Kurmay Yarbay ( sonrasında Albay ) Mustafa Kemal’le Bey’le ilgili olan, şimdiye kadar pek bilinmeyen belgelerin yorumlanması oluşturuyor.

Arıburnu Muharebeleri Raporu (1) – Mustafa Kemal (Tuncay Yılmazer)

Savaşa katılan komutanın bizzat kendi kaleminden çıkan eserler, askeri tarih konusunda çalışanların en önemli, vazgeçilmez kaynaklarının başında geliyor. Çanakkale Muharebelerinde Kurmay Yarbay ( sonrasında Albay ) olarak görev yapan Mustafa Kemal Atatürk’ün Arıburnu Savaşları adıyla yayınlanan kitabı da bu nitelemeyi hak eden bir eser. 20 Ocak 1915’te 19.Tümen komutanlığına tayin edilmesinden 8 Ağustos 1915 akşamı Anafartalar Grubu komutanlığına atanmasına kadar olan dönem içerisinde Arıburnu cephesinde meydana gelen olayları, gelişmeleri, hamasi değerlendirmelerden uzak soğukkanlı bir bakışla değerlendiren eser, savaş sırasında tutulan raporların eklenmesiyle daha da zenginleşmiş. ( Ancak böylesine önemli eserin sunuluş şekli ne yazık ki beklentileri karşılamaktan uzak. Okuyucuyu aydınlatıcı dipnotlar, haritalar yok, baskı kalitesi düşük. Çok sayıda rumi-miladi tarih çevrim hataları var. Osmanlıcadan günümüz Türkçesine aktarılmasının başarılı olduğunu söylemek ise mümkün değil.)

Çanakkale Savaşında Bir Kahraman Asker – Binbaşı Halis Ataksor ( Serdar H. Ataksor )

Binbaşı Halis ( Ataksor ) Çanakkale Kara Muharebelerinin kahraman komutanlarından birisidir. Hayatı, o dönemdeki bir çok Osmanlı subayı gibi hep ateş altında geçmiştir. Yeni Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Uşak Belediye Başkanlığı ise onun her türlü olumsuz şartlara rağmen sahip olduğu büyük fedakârlık ve çalışma azmine çok güzel bir örnektir. Ruhu şad olsun. Entelektüel bir birikime de sahip olduğunu gördüğümüz Halis Bey’in hayatını ve çalışmalarını torunu Serdar Ataksor bizler için yazdı. Serdar Ataksor, Halis Bey’in hatırasını yaşatmak için açtığı www.ataksor.org adlı sitesinde dedesiyle ilgili çok daha ayrıntılı bilgiler veriyor.

Dr. Rıza Nur ve Hatıratı ( Tarık Suat Demren )

Tarık Suat Demren Cumhuriyetin ilk döneminin müzmin muhaliflerinden Dr. Rıza Nur’un anılarını değerlendiriyor. Yeni Cumhuriyet’in kurucu ideologlarından, hızlı bir ittihatçı, hızlı bir Türkçü, bir bilim adamı, sanatçı, tarihçi. Lozan görüşmelerinde Türk heyetinin ikinci adamı. Kemalist inkılapların doğmasında ve yerleştirilmesinde öncü rolü oynamış biri. Bu gibi çok sayıda gösterişli sıfatı olan Dr. Rıza Nur nasıl olupta sonrasında muhalif kanada geçiyor? Anılarını hangi gözle değerlendirmeliyiz? Demren’in söylediği gibi “elbette hatıralarda hissilik vardır, elbette hatıratlar önemli oranda kişinin kendisini temize çıkartma çabasıdır. Ama bazı gözden kaçan küçük ayrıntılar da vardır. O dönemin başka hatıratlarından alınacak diğer küçük ayrıntılar ve tarihçilerin belgeleri ile birlikte okunduğunda bize, hiç tahmin edilemeyecek karanlıklara dair önemli bilgiler verebilir.” En iyisi objektif olarak okumak, karşıt görüşlerle karşılaştırmak, tarihi verilerle test etmek değil mi?

İstanbul’da Savaş Günleri – Wilhelm Feldmann ( Tuncay Yılmazer )

8 Ekim 1912 tarihinden ( çatışmalar, ateşkesler, antlaşmalar ile ) aralıklı olarak 29 Eylül 1913’e kadar devam eden Balkan Savaşlarının tarihimizin en acı, kara sayfalarından birisi olduğuna kuşku yok. Neredeyse 400 yıldır adaletle hükmedilen, İslam eserleriyle nakış nakış işlenen bu topraklar kısa bir süre içerisinde elimizden çıkıp gitmiştir… Giden sadece tipik bir Anadolu kasabasından farkı olmayan nazlı Üsküp, mağrur Manastır ya da cıvıl cıvıl Selanik değildi elbet…Giden çokkültürlülük içerisinde hoşgörüydü, adaletti, renklilikti. Devlet yönetimini komitacılık zannedenlerle ne dediği belli olmayan korkak bir devlet erkanının bileşiminin sonucu Balkan felaketini getirmiştir. Osmanlı birliklerinin Sırplar, Bulgarlar, Yunanlılar karşısında düştükleri aciz durum hafızalarımızın kuytu köşelerine saklanmış durumda. Milletçe en büyük özelliğimiz olan yenilgileri fazla gündeme getirmeme, ders çıkarmama özelliğimizden olsa gerek Balkan Savaşı ile ilgili kaynak sayısı bir hayli az. O dönemde Berliner Tagesblatt gazetesi İstanbul muhabiri ve Osmanische Llyod gazetesi redaktörü olan Wilhelm Feldmann o kabus gibi günleri hiç abartmaya sapmadan bütün gerçekliğiyle anlatıyor.