GELİBOLU’YU ANLAMAK

Tarihi Süreç İçerisinde Çanakkale Muharebeleri ve Muharebe Alanları – Gürsel Akıngüç (Tuncay Yılmazer)

Çanakkale Savaşı Muharebe alanlarını gezmeye gidenler için rehber kitap bulmakta zorlanmayacakları aşikar. Ancak ayrıntılarıyla ve doğru şekilde anlatan kaynak bulmak ise kolay değil. Çanakkale Muharebe arazileri üzerinde yaptığı araştırmalarla tanınan, “Harp Tarihi Etüdü” kapsamında bölgeyi ziyaret eden ve akademik düzeyde eğitim görmekte olan TSK mensuplarına Çanakkale Muharebeleri tarihi ve arazi konusunda rehberlik eden Gürsel Akıngüç’ün çalışması konuyla yakından ilgilenenler için bir hayli ayrıntılı ve doyurucu bilgiler içeriyor. Söz konusu çalışmayı benzerlerinden ayıran en önemli fark sadece günübirlik ziyaretçileri değil muharebe alanları bazında çalışmak isteyenlere de hitap etmesi. Örneğin genel rehberlerde hiçbir zaman bulamayacağınız Kerevizdere cephesiyle ilgili olan alanlara nasıl gidilebileceği anlatılıyor, savaştaki önemleri belirtiliyor. Kitapta zaman zaman karşılaştığımız muharebe arazilerinin havadan çekilmiş fotoğrafları okuyucunun konuyu daha iyi anlamasını sağlıyor. Bununla birlikte söz konusu eserin eleştirilecek yönleri de var. (T.Y)

93 Harbi Faciası (Manastırlı Mehmet Rıfat Bey)

93 Harbi’nde Kafkas Cephesi’nde görev yapmış olan Mehmet Rıfat Bey’in hatıraları yaşanan “Büyük Bozgun”u birinci ağızdan anlatması açısından ciddi bir önem arz etmektedir.
Kitap üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde 93 Harbi’nin kısa tarihi bulunmaktadır. İkinci bölümde Mehmet Rıfat Bey’in Tarih ve Coğrafya Dünyası dergisinde 1959 yılında yayınlanmış “93 Harbi Faciası” başlıklı tefrikası yer almaktadır. (Kitap tanıtım yazısından)

Balkan Harbi Hatıraları (Ömer Seyfettin)

Savaşın toplum düzeninde meydana getirdiği sarsıntıları, acıları, yıkıntıları yakından gören ve yaşayan Ömer Seyfettin, Yanya Kalesi’nin savunmasında Yunanlılara esir düşmüş, önce farklı yerlerde tutulmuş, daha sonra Nafplion kasabasında yaklaşık bir yıl esir kalmıştır. Kitaptaki hatıraların bir kısmı da bu dönemi kapsamaktadır. (Kitap Tanıtım Yazısından)

Rus ve İngilizlere Karşı Bir Osmanlı Zabiti – Serezli M. Ragıb Efendi ( Yay. Haz. R. İvecan ve A. Efiloğlu )

Birinci Dünya Savaşı’nın, hakkında en az bilgiye sahip olduğumuz cephelerinden biri olan Irak Cephesi’nde yazılan Mülâzım-ı sâni Serezli Mehmed Ragıb Efendi’nin günlüğü 93 yıl sonra gün yüzüne çıkıyor.Serezli Mehmed Ragıb Efendi, İstanbul Polis Teşkilâtı’nda çalışırken savaş patlak veriyor ve kendisi vatanî görevini yapmak üzere üsteğmen olarak Irak Cephesi’ne gidiyor. Önce İran sınırındaki Süleymaniye’de Ruslara karşı ve daha sonra Rusların geri çekilmesiyle İngilizlerle savaşan Serezli MehmedRagıb Efendi, günlüğünde Irak Cephesi’nde Birinci Dünya Savaşı’nın nasıl geçtiğine dair birçok bilinmeyen bilgiyi sunuyor.
Serezli Mehmed Ragıb Efendi, sadece nasıl ve nerede savaşıldığını değil, ordunun içinde bulunduğu çaresizliği, askerlerin açlık ve sefaletle imtihanını, kendisine göre komutanların verdiği isabetsiz kararları ve stratejik bilgileri, özlem ve hasretlerini,yani savaşın en insanî yönlerini bütün samimiyetiyle günlüğüne anlatarak içini döküyor.
İçinde birçok detaylı çizilmiş haritanın da bulunduğu ve nerdeyse bir asırdır İngiliz Savaş Müzesi Arşivi’nde muhafaza edilen, tarih severlere ve akademisyenlere yepyeni, çarpıcı birçok bilgiyi sunan bu günlüğü, iki akademisyen tarihçi Raif İvecan ve Ahmet Efiloğlu fark edip yayına hazırladılar. (Kitap Tanıtım Yazısından)

Balkan Muharebeleri Sırasında Mustafa Kemal’in Çanakkale Bölgesindeki Faaliyetleri (Yrd. Doç. Dr. Mithat Atabay)

Balkan Savaşı başladığında Trablusgarp’tan bulunan Mustafa Kemal, 24 Ekim 1912 tarihinde oradan hareketle Mısır’a, daha sonra da Trieste ve Romanya üzerinden İstanbul’a ulaştı. Daha yolda iken hemen hemen bütün Rumeli’nin elden çıktığını ve Bulgarların Çatalca önlerine kadar geldiklerini öğrendi. İstanbul’a gelen Mustafa Kemal, 21 Kasım’da Harbiye Nezareti’nde görevlendirildi. Harbiye Nezareti’ndeki kısa görev süresi içerisinde Bolayır berzahının önemi üzerinde duran Mustafa Kemal’e göre; “Bolayır berzahı, Karadeniz’den Akdeniz’e geliş-gidişleri denetleyebilecek olan bölgenin kapısı”ydı. Aynı zamanda bu bölgede bulunan herhangi bir birlik Çatalca karşısında bulunan Bulgar Ordusu’nun gerisine saldırabilirdi. Osmanlı Harbiye Nezareti, Bolayır berzahının gerisinde “Mürettep” adı altında bir “Kolordu” kurmuştu. İsmi de “Bahr-ı Sefid Boğazı (Akdeniz Boğazı) Kuva-yı Mürettebe Kumandanlığı” idi. Bahr-ı Sefid Kuva-yı Mürettebe Kumandanı Fahri Paşa, Erkânı Harbiye Reisi(Kurmay Başkanı) Binbaşı Ali Fethi(Okyar) Bey, Harekât Şube Müdürü Binbaşı Mustafa Kemal (Atatürk) Bey’di. Mustafa Kemal’in bu göreve tayin tarihi 25 Kasım 1912’dir . Bu Kolordunun görevi, denizden ve karadan Bolayır üzerinden yapılacak düşman saldırılarına karşı Çanakkale Boğazı ve Gelibolu bölgesini savunmaktı. Bu Kolordunun karargâhı bugünkü Haşmet Bey Çiftliği binası idi. Mustafa Kemal, 27 Ekim 1913 tarihine kadar toplam onbir ay iki gün burada görev yaptı. (M.A)

Milli Mücadelede İlk İşgaller İlk Direnişler (Prof. Dr. Haluk Selvi)

Milli Mücadele tarihimizin üzerinde en çok tartışılan konularından birisi, ilk işgalin ve ilk milli direnişin nerede, ne zaman ve kimler tarafından başlatıldığıdır. Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasını bir başlangıç olarak kabul edenler İskenderun Dörtyol’un Köse Köyü’nde ilk kurşunun atıldığını, Genelkurmay Başkanlığı ATASE Başkanlığı’ndan aldıkları bir yazı ile ispatlamışlar ve “İlk Kurşun” anıtını beldelerine dikmişlerdir. Oysa İzmir Konak Meydanı’ndaki Hasan Tahsin Anıtı da “İlk Kurşun Anıtı” adını taşımaktadır.
Bu tartışmanın diğer bir boyutu da ilk kurşun öncesi ya da sonrası gelişmeleri içersine almaktadır. Yani kurşunu attıran ilk milli teşkilatın kuruluşu sorunu bugün şehirlerimiz arasında adeta bir rekabete dönüşmüştür. Bir bakıma ilgili şehir tarihçilerinin de bu durumun doğmasında etkili olduklarını söylemek mümkündür. Her araştırmacı kendi ilgi alanını kamuoyu önünde önemli hale getirerek dikkat çekmek istemektedir. Yerel kongreler, konferanslar, sempozyumlar, dinlemeyi seven ve milli duygularına hitap edilmesinden hoşlanan insanlarımız için bu görüşlerin ön plana çıktığı yerler olmuştur. (Kitabın önsözünden)

Osmanlıdan Günümüze Temizlik Tarihi- Tanzifat-ı İstanbul-Mehmet Mazak-Fatih Güldal

Mehmet Mazak ile Fatih Güldal’ın birlikte hazırladıkları Osmanlı’dan Günümüze Temizlik Tarihi Tanzifat-ı İstanbul adlı eserin Giriş ve 1. Dünya Savaşı bölümünü sizlerle paylaşıyoruz. Kitap orijinal bilgi ve belgelerle İstanbul’daki temizlik faaliyetlerinin tarihini anlatıyor. Konuyla ilgilenenler için çok önemli bir kaynak. T.Y)
İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisini oluşturan ve dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) V. Mehmet Reşat yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu, İttifak Devletleri’nin safında savaşa katılmıştı. Savaşa katılma kararıyla birlikte eli silah tutan gençler göreve çağırılmış, ayrıca cephede değerlendirilmek üzere temizlik işlerinde kullanılan atlara ve arazözlere ordu tarafından el konulmuştu. Böylece, büyük meblağlara mal olan teşkilat sekteye uğrarken, zaman içerisinde şehrin sokaklarında da çöpler birikmeye başlamıştı. Savaşın getirdiği şartlar doğrultusunda Şehremaneti, Nezafet-i Fenniye Müdürlüğü bünyesine kadın tanzifat ameleleri (kadın çöpçü) yerleştirme kararı alarak, İstanbul sokaklarının ve evlerdeki çöplerin fenni temizliğe uygun olarak temizlenmesini sağlamaya çalışmıştır. Osmanlı’nın nazik yaradılışlı, cefakâr ve vefakâr kadınları, kocaları, babaları, amcaları, dayıları, oğulları orduya yazılıp cepheye sevk edilince başkentin her türlü ihtiyacını karşılama gayretine girmişlerdir.

Çamlıtekke Karargâhı ve Anafartalar Grubu Üzerine Notlar (Muzaffer Albayrak)

Çamlıtekke Karargâhı, Çanakkale Muharebeleri esnasında, Anafartalara yapılan çıkarma sonrasında önem kazanmış, Anafartalar harekâtının merkezi ve idare yeri olma özelliğine sahip olmuş askeri bir mevkinin adıdır.
Bu yazımızın amacı; 14-15 Mayıs tarihinde yapmış olduğumuz Çanakkale gezisinde ziyaret ettiğimiz Çamlıtekke Karargâhı’nın konumunu -bilmeyenler- için tarif etmek; Anafartalar Grup Komutanlığı’nın teşkili, Anafartalar muharebelerine gelinen süreçte bu karargâhta yaşanan bazı mühim hadiseleri hatırlayıp, bunlara dair düşüncelerimizi paylaşmaktır. (M. A.)

19 Mayıs Gece Taarruzu: Hazin Sonuç ya da Küçük Bir Hatırlatma (Yrd. Doç Dr. Lokman Erdemir)

Çalışmalarımız sırasında ulaştığımız Akbaş nakliyat hastanesinin faaliyetini gösteren belgedeki tablo o gün yaşananların zihinlerde tasavvuru açısından büyük önem arz etmektedir. Belgede taarruz gecesi yaralananlardan hemen hemen yarısı olan2.934 kişisinin 19 Mayıs günü nakledildiği anlaşılmaktadır. 20 Mayısta tabloda herhangi bir kayıt yoktur. Bu bir önceki gün nakil sırasında birçok nakil vasıtalarının kullanıldığını göstermektedir.
Taarruzu öğlene doğru durduğu yaralıların gemilere bindirilmesi ve gemilerin harekâtının akşama doğru olacağı da düşünüldüğünde fiili olarak 20 Mayısta nakil işinde kullanılacak gemi kalmayacaktır. Tablonun 21 Mayıs tarihinde ise nakledilen yaralı miktarı 544 kişi, 22 Mayıs’ta ise 672 kişidir. Bir hafta kadar sonra nakledilen yaralı miktarı toplam 4.348 kişidir. Bu rakamlar bile tek başına, yaşanan durumu göstermesi bakımından önemlidir. Bu rakamlar da göstermektedir ki, 19 Mayıs taarruzunda yaralananların %70’e yakın kısmının nakli ilk bir hafta içinde yapılmıştır. (L.E.)