1804-13 Sırp İsyanı ve bilhassa Yunan Ayaklanması ile başlayan gelişmeleri ele alacak olursak karşımıza çıkan tablonun bir tarafında görülen, değişen değerlere ve onlar çerçevesinde merkeze yöneltilen isteklere karşı, bunlara ciddî sorunlar yaratana kadar kayıtsız kalan, plânlı siyasetlerle zamanında cevap vermeyen bir idare anlayışıdır. Bu anlayış söz konusu noktaya varılana kadar sorunları yok sayma, onların aslında olmamaları gerektiğini savunma, dolayısıyla da siyaset üretmeyi değil meselenin adını koymayı dahi “yok yere gâile çıkaracak eylem”telâkki eden bir yaklaşımı ihtiva etmektedir. Tablonun diğer tarafında ortaya çıkan manzara ise Osmanlı toplumları içinde mevcut hoşnutsuzlukların, uygulamalara yönelik şikayetlerin, değişik süreçlere daha fazla katılım ve daha üst düzeylerde tanınma arzularının milliyetçi grupların tekeline alınmasıdır. Bunu müteakiben sahneye konulan ise siyaset üretmeyen, sorunun varlığını reddeden yasakçı merkez ile mevcut talepleri maksimalist milliyetçi istemler haline getiren marjinal örgütlenmeler arasında uzlaşma noktası bulunmayan çatışma olmaktadır. Uluslararası aktörlerin soruna dahil olmaları neticesinde çetrefilleşerek tırmanan söz konusu çatışma ise taraflardan birinin maddî yenilgisine kadar sürmektedir. (Ş.H.)
Prof. Şükrü Hanioğlu, Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Araştırmaları Bölümü öğretim üyesi. Gelibolu’yu Anlamak’ta yayınlanmasına izin verdiği için kendisine çok teşekkür ederim. (T.Y)
Kutülammare’de Esir Alınan İngiliz Ordusu ve General Townshend (Muzaffer Albayrak)
Kutülammare Zaferi, Birinci Dünya Savaşı’nda Türk ordusunun kazandığı en önemli muvaffakiyetlerden birisiydi. Bağdat’ı fethetmek için yola çıkan İngiliz kuvvetlerinin 29 Nisan 1916’da teslim alınması Türk ordusuna itibar ve şan kazandırdığı gibi İngiliz ordusunun prestij kaybına uğramasına sebep olmuştu.
Bu makalede temel olarak Kutülammare’de esir alınan İngiliz 6. Hint Tümeni ve bu tümenin komutanı General Townshend’ın esir alınış süreci incelenmiştir. General Townshend’la beraber esir düşen İngiliz ve Hintli subay ve erlerin, bilhassa Hintliler arasında bulunan Müslüman askerlerin esaret hayatı yazımızın esasını teşkil etmektedir. Kutülammare kuşatması ve zaferine dair daha geniş bilgi edinmek isteyenlerin bu sitede yayınlanmış Mustafa Birol Ülker’in Kutulammare Zaferi-Esir Alınan İngiliz Ordusu’nun Öyküsü isimli makalesine bakmalarını öneririz. (M.A)
25 Nisan 1915 Çıkarmaları Sırasında(Ertuğrul ve Tekke Koyları ile Arıburnu Sahillerinde)Türklerin Makineli Tüfekleri Var Mıydı?(2.Bölüm) (Gürsel Akıngüç)
25 Nisan 1915 günü sabahı başlayan çıkarma harekâtını, Ertuğrul ve Tekke Koyları yamaçlarında ve çevresinde karşılayan 26’ncı Alayın 3’üncü Taburunun, makineli tüfekleri olup olmadığı konusunu, yukarıda sıralanan 20 madde kapsamında ele alıp sorgulamaya çalıştık. Elde ettiğimiz sonuç; 3’üncü Taburun savunduğu mevzilerin her hangi bir noktasında tek bir makineli tüfek olmadığı yönündedir. Açıkça ifade ettiğimiz bu sonuç, 25 Nisan 1915 sabahı Arıburnu sahillerine çıkan Anzak kuvvetlerini karşılayan Türk askerlerinin de makineli tüfeklere sahip olduğu yönündeki iddialara da verilmiş bir cevap niteliğindedir. Ancak yine de bu noktada, konunun başlangıç bölümünde değindiğimiz Peter Williams adlı yazara ait “Çanakkale Savaşı, Kanlısırt Muharebesi, 25 Nisan 1915” adlı eserde yer alan, Arıburnu ve civarında mevzilendirilmiş Türk makineli tüfeklerinin varlığına dair iddiasına da kısaca değinelim. (G.A.)
25 Nisan 1915 Çıkarmaları Sırasında (Ertuğrul ve Tekke Koyları ile Arıburnu Sahillerinde) Türklerin Makineli Tüfekleri Var Mıydı?(1.Bölüm) (Gürsel Akıngüç)
Çanakkale Kara Muharebeleri Tarihi’ni araştıranlar açısından, bu güne kadar üzerinde uzlaşmaya varılamamış konulardan biri de 25 Nisan 1915 Pazar sabahı çıkarmaların yapıldığı sahillerin bazılarında, Türklerin makineli tüfeklerinin olup olmadığı ve bu silahların çıkarmaların akıbeti üzerinde ne şekilde etki ettiği konusudur. Bu konu, bilhassa İngiliz tarafının iddiaları üzerine ortaya çıkmıştır. İngilizlerin bu yöndeki iddiaları ise özellikle Ertuğrul Koyu, Tekke Koyu ve Arıburnu sahillerine hâkim mevzilerde, Türklerin toplamda “10 adet” makineli tüfekleri olduğu doğrultusundadır. 25 Nisan 1915 sabahında Gelibolu Yarımadası’nın güney kesimindeki muhtelif sahillere yönelik çıkarmalar başlarken, çıkarmaların yapıldığı bölgelerde mevzilenmiş Türk savunucuların makineli tüfeklere sahip oldukları ve bu silahların varlığının İngiliz Ordusu’nun başarısızlığında başlıca etken olduğu iddiaları, bilhassa İngiliz kökenli yazarlarda bugün dahi sürdürülen bir gelenek halini almıştır.
Çanakkale Cephesi’nin mağlubu İngiltere’nin en ciddi otoritelerinin ağzından ortaya attığı çeşitli iddialardan biri olan ele aldığımız bu konu, daha önce de değindiğimiz gibi, İngiliz Ordusu’nu yönetenlerin yaptığı ve muharebeleri kaybetmelerine yol açan hataları, biraz olsun üzerini örtme çabasından başka bir şey değildir. Böyle bir çabanın gerekçesi de süper güç İngiltere’nin zaafları olarak ortaya çıkan sonuçların, zaaf şeklinde algılanmasını engelleme çabaları olarak değerlendirilmelidir. (G.A)
Savaş, Nüfus ve İktidar, İttihatçı Milliyetçiliğin Demografik Operasyonları- Fuat Dündar’ın Modern Türkiye’nin Şifresi Kitabı Üzerine… ( Mehmet Beşikçi)
Son yıllarda, Osmanlı-Türk tarihyazımında Birinci Dünya Savaşı dönemine dair bazı “hassas” konuların resmi tarihçiliğin tekelinden çıkarılıp iyi tarihçiliğin çalışma konuları haline gelmesi, döneme yönelik anlayış ufkumuzu genişletici bir etki yapıyor kuşkusuz. İttihat ve Terakki hükümetinin tekleştirmeyi hedefleyen nüfus politikaları böylesi hassas konulardan biri, belki de başlıcası olagelmiştir. Zira nüfusa her müdahale çoğu kez ardında milliyetçi tarihçiliğin unutmayı yeğlediği ve hatırlatılmasından hoşlanmadığı derin trajediler bırakmıştır. Fuat Dündar’ın yeni çalışması, Birinci Dünya Savaşı döneminde İttihatçı nüfus politikalarının, aslında Anadolu’yu “Türkleştirme ve İslamlaştırma”yı hedefleyen bir etnisite mühendisliğinin parçaları olduğu tespitini yapıyor. Savaşın hemen başındaki ağır yenilgiler İttihatçılara kapsamlı bir demografik-etnik yeniden şekillendirmeye gitmeden imparatorluğun korunamayacağını hissettirmişti. Bu koşullarda, güvenlik ve askeri tedbir gerekçesiyle ve bilhassa Anadolu coğrafyasında, özellikle gayrimüslim unsurlara yönelik zorla yer değiştirme, yeniden iskân ve sürgün yöntemleri bolca uygulanmıştır. Yazara göre bu sürecin askeri boyutuyla politik boyutu içiçedir: “Askeri tedbirler” adı altında yapılan böylesi demografik müdahaleler aslında İttihatçı Türkleştirme politikasının bir parçasıdırlar ve de tüm etnik nedenli yer değiştirmeler bir yönüyle askeri ihtiyaçlara cevap verirler. (M.B.)
1.Dünya Savaşında Türkiye Dışında ve Anadolu’da Esir Kampları Balıkesir Esir Kampı (Aydın Ayhan)
Birinci Dünya Savaşı boyunca pek çok cephede 200.000 den fazla esir verdik. Esirlerimiz hakkında bu güne kadar en önemli araştırmayı Sayın Cemalettin Taşkıran yapmış ve “1.Dünya Savaşında Türk Esirleri-Ana Ben Ölmedim” ve yayınlamıştır. Biz burada o muhteşem çalışmaya elimizde bulunan bazı belgelerle biraz katkıda bulunmak istedik. Bu yazı ile esaret cehennemlerinde yaşayanları, oralarda gurbet acıları içinde can verenleri anmak istiyoruz. Otuz yılı aşkın zamandan beri yapmakta olduğum yerel araştırmalar sırasında gerek Çanakkale cephesinde gerek 1.Dünya Savaşının diğer cephelerinde esir düşüp geri gelebilenlere rastladım. Bu sırada elime Seydi Beşir Üsera Kampında kalmış Balıkesirli esirlerden İbrahim Ethem Bey’in arşivinden pek çok orijinal esaret fotoğrafları da geçti. Bu yazıda ayrıca bu fotoğrafları da değerlendirmek istiyorum.
Ortacağ / Dünya Savaş tarihi-1 500-1500, Teçhizat, Savaş Yöntemleri, Taktikler, Matthew Bennett
Dünya Savaş Tarihi 1:ateşli silahların savaş meydanlarını ele geçirmesine değin Avrupa ve Ortadoğu’da hâkim muharebe yöntemlerini anlatıyor. Kitap, eldeki kısıtlı teknolojik imkânlarla savaş kazanabilmek için gerek duyulan eşsiz taktikleri inceleyip, savaş sanatında, bir bakıma ne kadar az şeyin değiştiğini gözler önüne seriyor. Hafif piyade, okçu ve mızrakçıların kullanılış tarzları tartışılıp, teknolojik yeniliklerin ortaya çıkışı ‒ 15. yüzyılda top ve arkebüzün devreye girişi gibi ‒ ele alınıyor. İkinci bölüm, süvarinin önemini ve hücum kıtaları olarak oynadıkları rolü inceliyor ve disiplinli mızraklı piyade formasyonlarının oluşumu ve tüfeğin savaş meydanlarında gitgide önem kazanması karşısında nasıl güçten düştüğünü tarif ediyor. Niğbolu Savaşı’nın (1396) detaylı bir şekilde bu bölümde inceleniyor. Üçüncü bölüm, bambaşka doğalara sahip birliklerin savaş meydanında nasıl bir arada kullanıldığını, kumandanların muharebenin hararetli anlarında askerlerini nasıl yönettiğini ve çarpışmaların başlamasından önce orduyu doğru yerleştirmenin önemini irdeliyor.Dördüncü bölümde, İstanbul’un Fethi (1453) gibi klasik örneklerle birlikte, kuşatma savaşlarında serpilen özel teknik ve araç gereçlere bir göz atılıyor. Son bölüm, deniz savaşlarının önemini ele alıp, gemileri yüzer platformlar haline getirip topun deniz araçlarına taşınmasını sağlayan gelişmeye ışık tutuyor. (Kitap Tanıtım Yazısından)
Yrd. Doç. Dr. Lokman Erdemir, Çanakkale Savaşı’nda kaybolan 10 bin Şehidimizi arıyor
Mardin Artuklu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç Dr. Lokman Erdemir, Çanakkale Savaşı sırasında yaralanan ve tedavi edilmek üzere getirildikleri İstanbul’daki hastanelerde şehit olan yaklaşık 10 bin şehidimizin izini arıyor.
Hastanelerde şehit olanların kaydının layıkıyla tutulmadığını söyleyen Erdemir, “Şu bir gerçek ki, o dönemde İstanbul hastanelerinde şehit olanların isimleri layıkıyla taşlara yazılmadığı ve günümüze taşınmamıştır.” diyen Erdemir, “Bugün Karacaahmet Mezarlığı da araştırsa orada da yüzlerce şehit vardır. Haydarpaşa’daki tıp fakültesinin olduğu bina, o dönem hastane olarak kullanılmıştır. Orada da yüzlerce şehit vardır ve oraya en yakın mezarlık Karacaahmet’tir. Biz bu insanlara ‘kayıp şehitler’ diyebiliriz. Daha doğrusu isimleri kayda alınmamış binlerce şehidimiz vardır ve bunlar Çanakkale şehitlerimizdir.” dedi.
Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda Çanakkale Muharebeleri Konusundaki Görüşmeler (Yrd. Doç Dr. Mithat Atabay)
Osmanlı Meclis-i Mebusanı 1 Mart 1915 tarihinde padişahın irade-i seniyesi ile çalışmalarını 28 Eylül 1915 tarihine kadar tatil etmişti. Bu süre altı ay yirmi yedi gündür. Meclis çalışmaları tatil edildiğinde daha Çanakkale Muharebeleri başlamamıştı. O nedenle Meclis Zabıtlarında savaşın sıcağı sıcağına yansımaları bulunmamakla birlikte, 28 Eylül’de Meclis tekrar çalışmaya başladığında Çanakkale Cephesindeki gelişmeler yakından takip edilmiştir. Meclis-i Mebusan’ın en önemli faaliyeti üyelerinden oluşan bir heyetin (onbeşi Mebusan üçü Ayan Meclisinden) Çanakkale Cephesini ziyaret etmesi ve cephede gördüklerini Meclisin diğer üyeleriyle paylaşmaları olmuştur. Abdullah Azmi Bey, Mustafa Kemal’in üstün askerlik ve kişisel meziyetlerinden Meclis-i Mebusan’da açıkça söz etmiştir. Başkomutan Vekili ve Harbiye Nazırı Enver Paşa biri 5 Ekim 1915, diğeri de 10 Ocak 1916 tarihinde olmak üzere iki defa Meclis-i Mebusan’a gelerek savaşın gidişatı konusunda geniş açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamalar, Çanakkale Zaferi’nin Sarıkamış felaketini sildiğini göstermektedir. Çanakkale Zaferi hem siyaset, hem asker, hem de sanat ve fikir hayatının malı olmuştur. İttihatçılar Çanakkale Zaferini kaybettiklerini dengeleyecek bir karşı ağırlık olarak görmüşlerdir. (M.A)
1.Dünya Savaşı Yıllarında Anadolu’da Sağlık Çalışmaları (Balıkesir Örneği) Aydın Ayhan
Halkın; “Seferberlik Yılları” diye andığı, pek çok felâketin bir arada yaşandığı geçen yüzyılın başlarındaki felâketli yıllarda; devlet gene de sanıldığından çok daha fazla şeyler yapmağa çalışmış, bir ölçüde de başarılı olmuştu.
Üst üste; büyük kıtlıkların yaşandığı(1880-1890), kuraklıklarının hüküm sürdüğü ve üstelik “kızıl çekirge” gibi bir felâketin Anadolu’nun her yerinde yıllarca üst üste ürünleri mahvettiği, yıllarda tamamı üretim gücü olan iki buçuk milyon genci seferberlikle silah altına alındı, bu gençler üretemedikleri gibi, silah altına alındıkları gün mevcut stoklardan tüketmeğe başladılar. Bütün bunlara ve bütün yokluklara rağmen, “düvel-i muazzama” denilen dünyanın en büyük güçleri İngiltere, Fransa ve Rusya’ya karşı, bütün cephelerde dört yıl boyunca harbi aslanlar gibi sürdürdüler.
Devlet, bu var olma, yok olma kavgası içinde, bütün başındaki gailelere rağmen, ülkenin her yerinde sağlık çalışmalarını yürüttü.(A.A.)