GELİBOLU’YU ANLAMAK

Tarih Ayrıntıda Gizlidir- İttihatçılar Taşnaklara Ne Önermişlerdi ? ( Tuncay Yılmazer )

Elimizdeki bilgileri toparladığımızda, İttihat Terakki Cemiyeti’nin Doğu Anadolu’daki en güçlü Ermeni örgütü olan Taşnaksutyun’a Birinci Dünya Savaşı’nın hemen arefesinde Ruslara karşı Osmanlı İmparatorluğu’nun yanında oldukları takdirde 3 vilayeti önerdikleri ( Erzurum, Bitlis ve Van) ortaya çıkıyor. Balkan Savaşı sonrası istikametini Türk milliyetçiliği olarak belirlemiş olan İttihat Terakki Cemiyeti’nin asırlardır Türklüğü ve Müslümanlığıyla gönüllerde yer etmiş bir şehri Ermenilere teklif etmesindeki garabete mi şaşırmalı? Yoksa Ermeni birliklerinin en önde gelen komutanlarından birinin İttihatçıların bir zamanlar can dostu olan Pastırmacıyan olduğuna mı hayret edilmeli? Kuşkusuz bunlar ayrı tartışma konusu. Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta her iki tarafında popüler kaynaklarının bu teklifin sunulduğu kongrenin üzerinde pek durma ihtiyacı hissetmemesi. Talat Paşa’nın isteğiyle 2-14 Ağustos 1914 tarihleri arasında Erzurum’da yapılan 8. Taşnak kongresi ile ilgili bilgiler hem Türk hem Ermeni araştırmacıların çalışmalarında nedense üzerinde fazla yorum yapılmadan üstünkörü şekilde veriliyor. Kanımca sözkonusu toplantı “soykırım yapıldı” ya da “Ermeniler hainlik etti” görüşlerini destekleyenlerin argümanlarına uymuyor. Ermeni Sorunu’nu İttihat Terakki -Taşnaksutyun ilişkileri açısından da irdelemek gerekiyor.

Popüler Bir Muamma: Çanakkale’de Kimyasal Silah Kullanıldı mı?-2 (Ozan Bodur )

Ozan Bodur, makalesinin ikinci bölümünde Çanakkale’de kimyasal silah kullanımıyla ilgili tartışmalara değiniyor. Kara harekatı başladığında gerek Osmanlı Hükümetinin gerekse İngilizlerin birbirlerine karşı kimyasal silah kullanacağına dair kuşkular beslediğini belirten Bodur , Hilal-i Ahmer Cemiyeti’nin 40000 adet gaz maskesi yapıp orduya verdiğini yazıyor. İngiliz hükümeti ise seferin sonlarına doğru Çanakkale’ye kimyasal silah göndermiş , hatta General Birdwood “Yarımadadan çekilmemiz durumunda eğer rüzgâr da uygun olursa savunma amaçlı gaz kullanımı, örneğin Seddülbahir’den en son çekilen birliklerin korunması için çok büyük bir taktik avantaj sağlayabilir’” demişti. Churchill’in sözleri daha ilginçtir: ‘’…Eminim ki Türklere karşı gaz kullanımına karşı var olan yersiz önyargılar artık sona erecektir. Türklerin Ermeni soykırımı ve binlerce askerimizin kayıp olmasına rağmen; gerçek anlamda hiçbir askerin Gelibolu Yarımadasında esir düşmemiş olması gerçeği bu konuda ki yanlış duyguları ortadan kaldırmalıdır. Zira bu sadece kendi askerlerimizin hayatına mal olmaktadır.’’ Görülen o ki; İngilizler özellikle çekilme dönemine yakın zamanda Çanakkale’de kimyasal silah kullanımını ciddi ciddi düşünmüşlerdi.

Popüler Bir Muamma: Çanakkale’de Kimyasal Silah Kullanıldı mı?-1 ( Ozan Bodur )

Tarihçi Ozan Bodur kimyasal silahları anlatıyor, Çanakkale Savaşı’nda kimyasal silah kullanımıyla ilgili tartışmaları gündeme getiriyor. Sunacağımız makale , yazarın aynı isimli kapsamlı çalışmasının sitemiz için hazırladığı bir özeti. Makalenin ilk bölümünde Ozan Bodur , kimyasal silahların çeşitleri hakkında bilgi veriyor. Kimyasal silah kullanımının aslında yeni olmadığını , askeri harekâtta kullanılmasının Peloponnes Savaşlarına kadar ( M.Ö.) 431-405 uzandığını belirtiyor. Modern anlamda bildiğimiz silahların kullanımı ise Birinci Dünya Savaşı’nda gerçekleşiyor. Bodur burada kimyasal silahların geliştirilmesinde rol oynayan iki önemli bilim adamının yaşamlarından ilginç kesitler veriyor. Alman tarafında Prof. Fritz Haber, İngiliz tarafında ise Haim Weizmann. Fritz Haber’in parlak yaşamı Hitler iktidara geldikten sonra bozulurken, Weismann’ın Yahudilere yurt isteği Balfour Deklarasyonunun ilan edilmesinde önemli rol oynayacaktır. Bu makalenin Çanakkale Savaşı ile ilgili olan 2. bölümü önümüzdeki hafta yayınlanacak.

Sultan Reşad’ın Cihat Çağrısını Fransızlar’ın Etkisiz Kılma Girişimi ( Doç. Dr. Ahmet Kavas )

Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli olaylarından bir tanesi Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletlerine karşı cihad ilan etmesidir. İtilaf Devletleri ise sömürge altında tuttukları milyonlarca müslümanın etkilenmemesi için karşı propaganda ile cihad çağrısını etkisiz kılmayı amaçlamışlardı. Doç. Dr. Ahmet Kavas, sunacağımız çalışmasında Fransa’nın Cihad ilanının Afrikadaki Fransız sömürgelerindeki etkisini boşa çıkarma çabalarını anlatıyor. Cihad çağrısı bir anda Fransızların en az 50 yıllık sömürgecilik kazanımlarını yok edebilir, hatta bütün hesaplarını bozabilirdi. Ahmet Kavas, hiç zaman kaybetmeden ellerini çabuk tutan Paris’teki sömürgeci siyaseti belirleyenlerin Kuzey ve Batı Afrika’da irtibata geçtikleri bütün tarikat şeyhlerini, ulemayı, kendilerine itaat ettirdikleri Tunus Beyi’ni, Fas Sultanı’nı, müftüleri, mahalli emirleri bu çağrıya karşı menfi cevaplar yazmaya zorladıklarının altını çiziyor . Kavas’a göre, 1907 yılından itibaren İslam dünyasında meydana gelen gelişmeleri anlatan Revue du Monde Musulman dergisi de bu amaçla kullanılmıştı. Ahmet Kavas, yaklaşık bir milyon askerin sadece Afrika’daki sömürgelerinden zorla toplanarak cephelere sevk edildiğini vurguluyor. Karşı çıkanlar olursa hemen daha yaşadıkları yerde kurşuna diziliyor, en verimli arazileri ellerinden alınarak Fransa’dan getirilen fakir köylülere veriliyordu.

Misyonerlere Özenmek ( Ramazan Balcı )

“ Mısır, Mehmed Ali Paşa’nın isyanı sonrasında imtiyaz fermanları ile (1840) Mısır valiliğine verilen özerklik sayesinde yarı bağımsız bir eyalet şeklini almış, Osmanlı İmparatorluğa olan bağı yıllık maktu vergi ile sınırlandırılmıştı. 40 yıl içinde Mısır valileri Mısır borçlarını ödenemeyecek bir seviyeye getirmiş, köylüler vergi borçları karşılığında topraklarını büyük ölçüde kaybedip, kendi topraklarında karın tokluğuna çalışan amaleler haline gelmiş, günden güne artan yabancı nüfuzu hayatı çekilmez hale getirmişti. Önemli memuriyetler İngiliz memurların ellerinde kalmış, işten çıkarılan askerler atlara verilen arpa ile karınlarını doyurmak zorunda kalacak derecede fakir düşmüşlerdi. Meşhur söylemi ile “Mısır Mısırlılarındır” hareketi bu günlerde başladı. Cemaleddin Efganî ve Muhammed Abduh’un fikir üstadlığını yaptığı hareket kısa zamanda ordu içinde gelişmiş, Ahmed Arabî (Urabî) önderliğinde Hizbü’l-Vatanî, (Vatanîler) hareketi iki yıl içinde kendini İngiliz işgali karşısında savaşın içinde bulmuş, Mısır halkı büyük bir coşku ile cepheye koşmuştu. Ne var ki arka arkaya ihanetler yaşandı. Telkebir’de hiç beklenilmedik bir yenilgi alan Arabî, İngilizlere teslim oldu. Arabî ihanet mi etmişti? Bu konuda tam bir kanaat elde edilemedi ancak bu sonucu hazırlayan iki ajan misyoner vardı. “
Ramazan Balcı’dan ilginç bir yazı…

Birinci Dünya Savaşında Ölen Alman Askerlerin Kayıp Listesi ( Hafize Kasar )

Birinci Dünya Savaşı’ndaki başlıca müttefikimiz, İttifak Devletlerinin en büyük askeri gücüne sahip Alman İmparatorluğuydu. Savaş sırasındaki Osmanlı-Alman ilişkileri son dönemde üzerinde en çok durulan konuların başında geliyor. Araştırmacı Hafize Kasar da , Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda görev almış ve hayatını kaybeden Almanların listesini hazırladı. Kasar, 517 kişilik kaybın 334’ünün 20 Ocak 1918 tarihinde Gelibolu Yarımadası açıklarında mayın hattına düşüp sulara gömülen S.M.S Breslau (Midilli) hafif kruvazöründe ölen denizcilere ait olduğunu belirtiyor. Kasar’ın da haklı olarak altını çizdiği gibi, Çanakkale Muharebeleri başta olmak üzere Birinci Dünya Savaşı’nda Almanların rolü genellikle Yavuz ve Midilli’nin, 5. Ordu Komutanı General Liman von Sanders’in gölgesi altında kalmıştır. Bunların dışında bu savaşta Almanlara ait pek çok anekdot bulunmakta olup gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Kasar bu yazısının konuyla ilgili yapılacak akademik çalışmalara yol göstermesi temennisinde bulunuyor. Ben de sizlerin –Gelibolu’yu Anlamak sitesinin okuyucuları olarak- Birinci Dünya Savaşı’ndaki Osmanlı-Alman ittifakı konusunda neler düşündüğünüzü merak ediyorum. Görüşlerinizi yazmanız konunun farklı yönleriyle değerlendirilmesine katkıda bulunacaktır.

Tarihle Savaş ( Tarık Suat Demren )

İsrail’in yürüttüğü Dökme Kurşun Operasyonu , tüm vahşiliği, acımasızlığıyla ve ahlaksızlığıyla savaş tarihine geçecek. Yerleşim merkezlerine insafsızca ateş açmalar…Camileri , Birleşmiş Milletler Okullarını bombalamalar, sivilleri bir binaya doldurup katletmeler.. Ambulanslara ateş açma, sağlık görevlilerini öldürme…Her türlü yardım faaliyetlerini engelleme… Bunlar hem tarihin hem vicdanların defterlerine birer birer yazılıyor… Merak ediyorum İsrail Ordusu’nun ahlaki değerleri nedir? Bir İsrailli pilot onlarca kadının, çocuğun yanarak öleceğini bile bile o bombaları nasıl atar? Topçusu bu vahşete nasıl ortak olur? Haaretz Gazetesi’nin bu katliama, bu vahşiliğe kalemiyle karşı duran onurlu yazarlarından Gideon Levy “Bu savaşı telkin eden ve ortaya çıkardığı kitlesel cinayetlerin haklılığına inanan kişinin ahlâk ve insancıllık hakkında konuşmaya hakkı yoktur….” diye yazarken yine aynı gazeteden Amira Hass “Kazandığımız muhteşem (!) askeri zaferin isimleri – Jawaher, 4 yaşında; Dina, 8 yaşında; Sahar, 12 yaşında; İkram, 14 yaşında ; ve Tahrir, 17 yaşında, camiye yapılan saldırıda öldürülen Ba’lousha ailesinin tüm kızları… “ diyor. Peki ya Gazze’de altı yıl önce yıkıma giden İsrail dozerlerine karşı durup ezilen sevgili Rachel Corrie’yi hatırlamamak mümkün mü? Tarih kendisiyle savaşanları asla unutmayacak, affetmeyecek. Bu hafta sinirimden , öfkemden ancak yukarıdaki satırları karalayabildim. Sizlere de Tarık Suat Demren’in güzel bir makalesini sunuyorum. (T.Y.)

9 Ocak 1916 – İtilaf Devletlerinin Gelibolu Yarımadasını Tahliye Harekâtı ( Melike Bayrak )

Melike Bayrak, Çanakkale Savaşı’nın resmi bitiş tarihi olan, son İngiliz askerinin yarımadadan ayrıldığı 9 Ocak 1916’ya giden süreci ayrıntılarıyla , kendi ifadesiyle denizden karaya bakarak anlatıyor. Bayrak yazısının başlarında müttefiklerin yenilgiyi kabul ederek yarımadayı boşalttığı gün olan bu tarihin şanına yakışır bir şekilde anılması gerektiğini belirtiyor. Bayrak’a göre aslında yenilginin başlangıcı olarak görülebilecek tarih 17 Ağustos. Anafartalar Muharebelerinden de umudun artık kalmadığı günlerde , Akdeniz Seferi Kuvvetler Komutanı General Ian Hamilton İngiliz Harbiye Nazırı Lord Kitchener’e çektiği telgrafta yapılan taarruzların başarısızlığa uğradığını ve yeni takviye kıtalarının gönderilmesini istiyordu. Savaş Bakanı Kitchener’in bu konuyu kabullenmek istemediği biliniyor. Melike Bayrak Kitchener’in tereddüdünün Bulgarlar’ın 6 Eylülde Alman ve Avustralyalılarla mukavele yaparak İttifak Devletleri safında yerini alması üzerine arttığının altını çiziyor. Böylece Belgrat – Sofya – İstanbul demiryolu ve Sırbistan yolu açılmış, Ekimden itibaren müttefik devletlerden malzeme cephane ve silah gelmeye başlamıştı. Ancak gönderilen silah ve cephane beklentilerin çok altındaydı. Osmanlı ordusu neden çekilmeyi fark edememişti? Bayrak, bu konunun büyük bir muamma olarak kaldığını, tarih yapan ve aynı zamanda tarih yazan komutanlarımızın kitaplarında, anılarında, konferans ve makalelerinde bu konuda maalesef açık bilgiler vermediklerini belirtiyor.

Gazze Kan Ağlıyor… ( Tuncay Yılmazer )

Bir İsrailli yazarın ifadesiyle “mahallenin belalısı” İsrail bu sabaha karşı “Dökme Kurşun” adını verdiği askeri harekatın II. bölümünü başlattı. Yazının yazıldığı saatlerde çok sayıda sivil Filistinlinin öldüğü bilgileri geliyordu. Askeri tarihe baktığımızda mazlumlara yapılan saldırının hiçte beklendiği gibi sonuçlanmadığını, askeri gücün fazla olmasının herşeyi halletmediğini biliyoruz. Savaşın giderek kızıştığı şu günlerde Edward Said’i hatırlamak gerekli. Batı’nın doğuya bakışındaki çarpıklıkları eleştirdiği Şarkiyatçılık adlı ünlü eserinde “ Şarkiyatçı polemiğin kendisi için yarattığı geçmiş dışında her şeyden yalıtılan Arap, onu sabitleştiren ve bir tepkiler dizisine mahkum eden bir yazgıya zincirlenir, bu tepkilerde Barbara Tuchman’ın verdiği tanrı-bilimsel adla “İsrail’in amansız , tez kılıcı” tarafından belli aralarla cezalandırılır.” diye yazar. Dökme Kurşun Operasyonunun ortaya çıkardığı acı bir gerçekte var. İsrail sadece kendisinin değil bir çok ülkenin, liderin de ( başta Mısır olmak üzere ) hislerine tercüman oluyor! Ancak İsrail’in neyi amaçladığı belli olmayan bu operasyonda şimdiden yenildiğini söyleyebilirim. Girdiğiniz bir mücadelede ahlaki değerleriniz zayıfsa baştan kaybettiniz demektir. Tarih aynı zamanda sivillere karşı mezalim yapan lider, ülke kim olursa olsun kısa bir zaman içerisinde yıkıldığının, zayıfladığının çarpıcı örnekleriyle dolu.

1915 Çanakkale Cesarettepe Kahramanı Kırşehirli Mehmet Çavuş ( Cemalettin Yıldız )

Gelibolu’yu Anlamak, yeni yılın ilk günlerinde yine orijinal bir çalışmayı okuyucularına sunuyor. Yerel Tarih Araştırmacısı Cemalettin Yıldız, Cesarettepe’deki anıta adını veren Mehmet Çavuş’un gerçek öyküsünü aktarıyor bizlere… Yıldız, Mehmet Çavuş’un 25.01.1972 tarihinde köyünde vefat ettiğini, mezarının Kırşehir Çiçekdağı, Safalı Köyü Cami bahçesinde olduğunu belirtiyor. Çanakkale’ de göstermiş olduğu secaat ve gayretinden dolayı kendisinin Mülazım saniliğe (teğmenliğe) terfi ettiğini, daha sonra İstiklâl Harbi’nde Batı cephesinde keşfi taarruzide yararlığı görüldüğünden B.M. Meclisi’nin 25 Ağustos 1923 ve 19005 numaralı kararı bir kıt’a harp madalyası ve bilahare İstiklâl madalyası ile taltif edildiğini de öğreniyoruz. Birçok gazimiz gibi Mehmet Canbulat’ da ömrünün ilerleyen yıllarında ne yazık ki maddi sıkıntı çekmiş. Yazının en çok duygulandığım bölümü de kahraman gazimizin bir arkadaşına dert yandığı bölüm…Sevgili Çanakkale Gazimiz Mülazım Mehmet Bey, kıyafetlerinin perişanlığının utancından Çanakkale madalyasını bile takamıyormuş. Cesarettepedeki Mehmet Çavuş Anıtı’nın öyküsünü de anlatan Yıldız, anıtın müttefik ordusunun çekilmesinden hemen sonra inşa edildiğini , Çanakkale Şehitler Abidesi yapıldığı yıla kadar resmi törenlerin burada yapıldığının altını çiziyor.