GELİBOLU’YU ANLAMAK

Diplomasi ve Sınır – Enis Şahin ( Tuncay Yılmazer )

Rusya’daki 1917 devrimi Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli olaylarından biridir. Çarlığın devrilmesi ve orduların dağılma sürecine girmesiyle Lenin yönetimindeki Rusya, İttifak devletleriyle Brest-Litovsk’da masaya oturmuş, Osmanlı için üst üste yenilgiler aldığı Kafkas Cephesi’nin önü açılmıştı. Fırsatı çok iyi değerlendiren Türk kuvvetleri Erzurum, Kars başta olmak üzere birbiri ardına kaybettikleri şehirleri neredeyse iki ay içerisinde yeniden aldılar. Üstelik de Osmanlı Devleti bölgeyi yeniden şekillendiren diplomatik görüşmelerde en aktif devlet haline geldi. Enis Şahin’in “Diplomasi ve Sınır” adlı çalışması bizlere ardı ardına yenilgi haberlerinin geldiği 1918 yılının tek umut veren cephesi olan Kafkas cephesini, Rus ordularının dağılması sonrasında Osmanlı Devleti’nin özellikle yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti ile olan ilişkilerini anlatıyor.

Son Osmanlı Askeri ( Muzaffer Albayrak )

Bu hafta aslında iki yaşındaki sevgili oğlum Akif Emre’yle birlikte Çanakkale’ye daha doğrusu Arıburnu ve Seddülbahir’ deki muharebe alanlarına yaptığımız geziden bahsedecektim. Ancak çok daha önemli bir konuyu buraya taşımak istedim. Çanakkale Savaşı konusundaki araştırmalarıyla tanınan Muzaffer Albayrak geçtiğimiz hafta Eskişehir’de Osmanlı’nın son askerini ziyaret etti. Ailesiyle görüştü. İzlenimlerini bizler için yazdı. Ne yalan söyleyeyim okurken çok duygulandım. Irak Cephesi’nde çarpışan, İngilizlere esir düşüp Burma’ya gönderilen, bir yıllık esaretten sonra bir aylık bir yolculukla Türkiye’ye dönen ve ayağının tozuyla Milli Mücadele’ye katılan son Osmanlı gazisi Yakup Dede…
Dile kolay; 110 yaşındaki koca çınar… Ve yine dile kolay; Birinci Dünya Savaşı’nda ya da eskilerin deyişiyle Harb-i Umumi’de seferberlik emri altına alınan 2.850.000 kişiden günümüze kalan tek yadigâr…
Sanırım bu yazı sitemin en anlamlı makalelerinden birisi olacak…
Sizlerin de aynı hisleri paylaşacağına eminim. ( T.Y.)

Kanatsız Kuşlarda Uçuşan Hatalar ( Tuncay Yılmazer )

Edebiyat eleştirmeni değilim. Oldum olası başlığının hemen altında “falanca adlı kitabın yazarından” ibaresini görünce , o kitaba mesafeli yaklaşırım. Yönlendiriliyormuşum hissine kapılırım çünkü… Kapağında hayli büyük bir ibareyle “Louis de Bernieres – Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini Yazarı” yazan Kanatsız Kuşlar adlı eseri , kitapçı raflarında ilk gördüğümde bu duyguyu hissetmedim desem yalan olur. Ancak konusu benim için, ya da benim gibi ülkesinin yakın tarihini, azınlıklarını merak edenler için hayli ilgi çekici. Hele romanın önemli bir bölümünün Çanakkale Savaşları’ndan bahsetmesi ilgiyi daha da artırabilir kuşkusuz. Ancak ne yazık ki eserdeki yanlış bilgiler okuyucuyu hayal kırıklığına uğratacak düzeyde…

Kültür Dergisi İstanbul 2. Özel Sayısı ( Fatih Güldal )

Cumhurbaşkanlığı krizi, seçimler, terör saldırıları derken Türkiye çok yoğun bir gündemle yaşamaya devam ediyor. Ancak bu yoğunluk içerisinde kültürün, sanatın en önemlisi İstanbul’un esamisi okunmuyor. Kültür başkenti olan şehrimizden bahseden yok ya da bu bahisler yeterince yüksek sesle icra edilmiyor. Zaten bildik medyamızın şuan için reytingi düşük olarak kabul edilebilecek sanatsal etkinliklerle ilgilenmesi zor görünüyor. Bu grogi hali en erken seçim sonuna kadar devam edecektir. Malum kasvetli havadan biraz olsun uzaklaşıp nefes almak isteyenler için Fatih Güldal editörlüğündeki 3 aylık kültür sanat araştırma dergisi KÜLTÜR İstanbul serisinin ikinci sayısını çıkardı. İstanbul özel sayısı II adıyla seçkin kitapçılarda yerini alan dergide İstanbul’un kültür tarihi ve sosyal hayatını konu alan 136 sayfalık geniş bir dosya bulunuyor. Derginin bu sayıdaki söyleşisi Türk mimarisi özelde de İstanbul mimarisi adına üstadü’l-azam olarak kabul edebileceğimiz Turgut Cansever Hoca ile yapılmış. Turgut Hoca, ilerleyen yaşına ve sağlık problemlerine rağmen İstanbul adına söylenecek daha çok sözüm var diyerek geniş bir mülakat sunmuş okuyucuya.

İlber Ortaylı ile “Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek” ( T. Suat Demren )

Tarık Suat Demren , ülkemizin en önemli tarihçilerinden biri olan Prof.Dr. İlber Ortaylı’nın “Osmanlı’yı Yeniden Düşünmek” adlı eserini değerlendiriyor. Demren’in de çok yerinde bir tesbitle yazdığı gibi “ülkemizde Osmanlı söz konusu olduğunda iki tip bakış görülüyor. Ya topyekün bir kutsama ya da topyekün çöpe atma. Her iki görüşün de epey temsilci ve tetikçisi vardır. Kitaplar, dergiler biteviye bu iki eksende konuyu işler durur.”
Demren’e göre Prof. Ortaylı’nın en önemli özellikleri; tarihsel bir olguyu günümüzün değil o dönemin şartlarıyla değerlendirilmesi konusundaki hassasiyeti ve tarihe bakışta hamasete kaçmayan gerçekçi tavrı. T.Suat Demren bizleri , son derece güzel bir üslupla yazılan, hocayla adeta sohbet ediyormuş hissini veren söz konusu eseri okumaya davet ediyor. Eğer “Osmanlı” bizler için birşeyler ifade ediyorsa…

Arzın Kaynadığı Yer ( Fatih Güldal )

Ortadoğu sorunu , Birinci Dünya Savaşı’nın bizlere miras bıraktığı en önemli sorunlardan bir tanesi. Fatih Güldal , batının kendi bakış açısına göre ürettiği Ortadoğu kavramını irdeliyor, İslam tarihinden günümüze kadar gelen süreci bizlere hatırlatıyor, hafızalarımızı tazeliyor. Güldal’a göre bölge tarihinde en önemli kırılma noktalarından birisi Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlılara karşı Arap ayaklanmaları… “Arapların I. Dünya Savaşı esnasındaki ayaklanmaları Avrupa’daki ulusçuluk akımlarından ayrı tutulamaz. Fransız İhtilaliyle yayılan eşitlik, bağımsızlık, adalet vb kavramlar bölgede de etkisini fazlasıyla göstermiştir. Nitekim 19. özellikle de 20. yüzyıl Türk-Arap ilişkilerinin temel paradigmalarından birinin milliyetçilik olduğunu söylemek yanlış olmaz.” Güldal’ın savaş sonrası Ortadoğu sorununun gelişimine dair tesbitleri de önemli. Bu makale aylık kültür ve düşünce dergisi Mostar’ın Haziran 2007 sayısında yayımlandı.

Çanakkale Yolunda – Gabriel Domerque ( Tuncay Yılmazer )

Savaş muhabirlerinin anılarının, tuttukları notların cephedeki şartları, cephe gerisini , komutanların, askerlerin düşüncelerini anlattıkları için çok önemli olduklarına kuşku yok. ( Her ne kadar sansürden geçseler de…) Fransız Gazeteci Gabriel Domerque’nin Çanakkale Savaşı boyunca kaldığı Limni adası’nda ve Balkan ülkelerine yaptığı gezi bize o dönemin koşullarını yansıtıyor. Yazarın Türklerle ilgili düşüncelerinin, o dönemin itilaf devletleri kamuoyunda hemen hemen aynı argümanlarla paylaşılan düşünceler olduğunu söylersek yanılmış olmayız.
Kitabın en ilginç bölümlerinden birisi de Gazeteci Gabriel Domerque’nin savaşın başlamasıyla İstanbul’dan 45 görevli ile birlikte sınırdışı edilen Fransız Katolik misyon şefi P. Lobry ile yaptığı görüşme. Halkın Fransızlara karşı sevgisi olduğunu , Balkan harbinde rahibelerin Türk askerine baktığını, ancak yönetimdeki bir grubun Almanların etkisinde kaldığını belirtiyor: “ Bazı Türk subaylarının Alman generallerin emrine uymak istemediklerini haber aldım. Ama ne kadarı doğru bilmiyorum. Yalnız İstanbul’dan ayrılmadan önce , işler kötüye gitmeye başlayınca eski bir başbakanın (sadrazamın ) oğluyla görüşmüştüm. Ülkesinin Almanların elinde olmasından duyduğu teessürü anlatıyordu. “Almanlar bizi felakete götürüyorlar. Perişan olacağız. Türkiye onursuzluk ve haysiyetsizlik içinde yaşamaya sürüklenecek. Maalesef bunlar bizim hatamız. Tepki gösterecek ne gücümüz ne de cesaretimiz var.” Doğruyu söylüyor, doğruyu görüyordu. “ (s. 111)

Çanakkale Muharebe Alanlarında Çevre Kirliliği ( Tuncay Yılmazer )

Çanakkale Savaşı’nın günümüze olan yansımalarında baktığımızda üç olumsuz nokta dikkati çeker. Sırasıyla söylersek; bilgi kirliliği, muharebe alanlarında yapılan düzenlemelerde doğal dokuya dikkat edilmemesi, özensiz davranılması ve buna bağlı olarak betonlaşma tehlikesi, sonuncusu ise çevre kirliliği. Çanakkale Savaşı muharebe alanlarında “çevre kirliliği” sorunu yeni bir şey değil aslında. Üzücü olan da bu ya zaten. Bu konuda ( biliyorum çok klişe bir laf olacak ama ) hepimizin çok duyarlı olması gerekiyor. Zira çoğu yer çöplükten geçilmiyor.Buna son örnekte Çanakkale gönüllüsü dostlarımdan yakın zamanda aldığım duyumlar… Bana gelen haberler Zığındere vadisinin eskisinden çok daha kötü vaziyette olduğu, adımbaşı çöplükle karşılaşıldığı yönünde. Anlaşılan Milli Parklar idaresinin fazla ziyaret edilmeyen bölgelerin temizliğiyle çok ilgisi yok. Çevre köylerden ya da sorumsuz ziyaretçilerin atıkları haftalarca, aylarca bu bölgelerde bekliyor. Gözden ırak olan gönülden de , denetimden de uzak …

Türkiye’de Beş Sene – Liman von Sanders’in Hatıraları ( Muzaffer Albayrak)

Mareşal Liman Von Sanders ( ya da biz de çok daha yaygın söylenişiyle Liman Paşa) Osmanlı Ordusunun Birinci Dünya Savaşı’ndaki en fazla tartışılan komutanlarından bir tanesiydi. Alman Islah heyetiyle 1913 yılı sonlarında İstanbul’da başladığı görevini Osmanlı Ordusunun çeşitli birliklerinde sürdürmüş, kaderin cilvesi Çanakkale Savaşı’nı zaferle kazanan 5.Ordu’nun da , Fillistin’de İngilizler karşısında perişan olan Yıldırım Ordularının da komutanlığını yapmıştı. Gerek Enver Paşa’yla, gerek İstanbul’daki Alman diplomatlarıyla yaşadığı sorunlar Liman Paşa’yı çok defa istifanın eşiğine getirmişti. Anılarını okurken (çoğu zaman haksız) öfkesi hep hissedilir. Son derece önemli bu eseri yayına hazırlayan , Osmanlıca çevirisinden günümüz Türkçesine aktaran Muzaffer Albayrak , Liman Paşa’nın yazdıklarını değerlendirdi. ( T.Y. )

Birinci Dünya Savaşı’nda Amele Taburları – Cengiz Mutlu ( Tuncay Yılmazer )

Birinci Dünya Savaşı’nın çok iyi bilinmeyen, araştırılması gereken konularından biri de “Amele taburları” meselesidir. Araştırmacı Cengiz Mutlu’nun çalışması bu konudaki önemli bir boşluğu dolduruyor, amele taburları konusundaki birçok iddiaya da açıklık getiriyor. Osmanlı Ordusunda 1. Dünya Savaşı öncesinde de amele taburu sınıfı vardı. 1.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla özellikle seferberlik emriyle orduya katılan gayri-müslim Osmanlı vatandaşlarının büyük kısmı bu taburlara gönderilecekti. Cengiz Mutlu bunun en önemli nedeninin özellikle savaşın hemen başlarında çok sayıda Ermeninin Rus Ordusuna firar etmesi olduğunu belirtiyor. (s.49) Ermeni kaynaklarında geçen iddiaların aksine , bu taburlardaki Ermeni askerlerin özellikle öldürüldüğüne dair hiçbir delil olmadığını belirten yazara göre Ermeni soykırımı iddialarını amele taburlarına dayandırmak bilimsel gerçeklerle örtüşmüyor.